arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘Tsh’

Tiroid Bezinin Cok Calismasi Hipertiroidizm

Pazar, 13 Mar 2011 yorum yok


Tiroid Bezinin Çok Aşırı Çalışması, Hipertiroidizm Nedir

Tiroit bezinin aşırı çalışmasına yani aşırı tiroit hormonu üretmesine tıp dilinde hipertiroidi adı verilir. “Hiper” Latince “fazla” veya “yüksek” manasına gelir. Hi­pertiroidi hastalığına tıp dilinde “tirotoksikoz”‘ adı da verilir. Tiroit bezinin aşırı ça­lışmasına halk arasında “zehirli guatr” veya “iç guatr” isimleri de verilmektedir. Bu isimlendirmeler maalesef yanlıştır; ne zehirlenme söz konusudur ne de bir iç guatr vardır. Elleriniz titriyor, ağzınız kuruyor ve çok yemek yemenize rağmen kilo veri­yorsanız ya da çabuk sinirleniyor ve çevrenize bağırıp çağırıyorsanız tiroit beziniz fazla çalışıyor olabilir.

Tiroit bezinde aşırı çalışmaya neden olan hastalıklar şunlardır:

1. Graves hastalığı: TSH reseptör antikorlarının kanda artması nedeniyle olu­şan tiroit bezi aşırı çalışmasıdır. Bazı hastalarda gözde büyüme olur. Hipertiroidinin en sık nedenidir. Hipertiroidisi olan hastaların %60-90′nım Graves hastalığı oluştu­rur. Bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan kaynaklanır.

2. Sıcak nodüllerin fazla hormon salgılaması: Sıcak nodüllerin aşırı tiroit hormonu yapıp salgılaması durumunda tiroit hormonları kanda artar ve hipertiroidi hastalığı oluşturur.

3. Tiroit bezinin iltihabi hastalıkları: Tiroit bezinde iltihabi hastalıklar oldu­ğunda bezde depo edilmiş halde bulunan tiroit hormonları kana döküldüğünden hormonlar yükselir ve hipertiroidi belirtileri ortaya çıkar.

4. Tiroit hormon ilaçlarının fazla alınması: Tiroit hormon ilaçlarının gereğin­den fazla alınması kanda tiroit hormonlarını artırır ve hipertiroidi yapar.

5. Bazı ilaçların kullanımı: Amiodarone isimli kalp ilacı ve interlökin ilacı kul­lanan bazı hastalarda tiroit bezi fazla çalışarak hipertiroidi hastalığı oluşturabilir.

6. Aşırı şekilde iyot almak: Fazla iyot alınması nodülü olan hastalarda hiperti­roidi yapar.

7. Cıva zehirlenmesi: Civanın fazla alınması hipertiroidizm denilen tiroit bezi­nin aşırı çalışmasına neden olabilir.

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , ,

Papiller Kanseri Papiller Tiroid Kanseri

Çarşamba, 24 Kas 2010 yorum yok

İyi Farklılaşmış (Diferansiye) Tiroid Kanserleri

Folikül epitelinden kaynaklanan ve iyi farklılaş­mış tiroid kanserleri olarak tanımlanan papiller ve foliküler kanserler tiroid kanserlerinin yaklaşık % 80′ini oluşturur.

Papiller Kanseri, Papiller Tiroid Kanseri

Papiller Tiroit kanserlerinin % 60-70′ini oluşturur. 30-40 yaşlarında ve kadınlarda da­ha sık görülür (4/1). Prognozu en iyi olan tiroid tü­mörüdür. Papiller tiroid kanserlerinin önemli bir bölümünde tümör birden fazla odakta (multisent-rik) yerleşimlidir. Öncelikle bölgesel lenf ganglion-larma yayılım gösterir. Uzak metastaz çoğunlukla akciğere olur ve hastalığın geç dönemlerinde orta­ya çıkar. Mikrokarsinom olarak adlandırılan çapı 1 cm’nin altında ve tiroid içinde sınırlı kalmış tümör­lerde yaşam süresi çok uzundur. Kural olarak, 50 yaşın altında, tümörü 5 cm’den küçük, tiroid kap­sül invazyonu ve uzak metastazı olmayan hastalar düşük risk grubuna girer ve bu hastalarda iyi bir sağ kalım süresi beklenir.

Cerrahi tedavi yöntemi total veya totale yakın tiroidektomidir. Lenf ganglionlarına yayılım söz konusu ise ele gelen tüm lenf ganglionları çıkartılır. Girişim sonrası 6. haftada tiroid sintigrafisi yapıla­rak geride kalan tiroid dokusunun varlığı araştırı­lır. Tiroid dokusu saptanırsa tedavi dozunda RAİ-131 (30-100 mCİ) verilerek kalan dokunun ablasyo-nu sağlanır. Tümör çapının 1 cm’den küçük olduğu lenf ganglion metastazı bulunmayan hastalarda ab-lasyon tedavisi gerekmez. Girişim sonrası hastala­rın tümüne L- tyroxinle TSH supresyon tedavisi uygulanır. Hastalar, 6 aylık aralıklarla ayrıntılı bo­yun muayenesi, akciğer grafisi, tiroid sintigrafisi ve serum tiroglobulin (Tg) düzeyinin ölçümü yapıla­rak izlemeye alınır.

Tiroid Hastaliklari Tiroit Hormon İlaclari

Pazartesi, 04 Eki 2010 yorum yok

Tiroid Hastalıkları, Tiroid İlaçları ve Hormon İlaçları – Kemik Erimesi İlişkisi

Tiroit hormonları sağlıklı bir kemik gelişimi için gereklidir. Doğuştan tiroit be­zi yetmezliği olup da tedavi edilmeyen çocuklarda boyun kısa kalması, iskelet ge­lişimi anormallikleri, kol ve bacaklarda kısalık, tiroit hormonlarının kemik gelişimi için ne kadar önemli olduğunu göstermeye yeter. Bununla birlikte tiroit bezinin az veya fazla çalışması de kemik sağlığını ve sağlamlığını bozmaktadır. Tiroit yetmez­liği tedavisinde kullanılan tiroit hormon ilaçlarının doktor kontrolü dışında aşın dozda alınması da kemiklere zarar verebilir. Bu durumlar aşağıda anlatılmıştır:

A) Tiroit bezinin aşırı çalışması (hipertiroidi) kemik erimesi yapabilir:

Hipertiroidi, yani tiroit bezinin aşırı çalışması kemik erimesine neden olmakta­dır. Bu durum tiroit hormonlarının kemik erimesi yapan osteoklast isimli kemik hücrelerini uyararak onları daha fazla çalışmaya zorlamasından ileri gelmektedir. Hipertiroidili hastaların %12-20′sinde kemiklerde erime saptanır. Hipertiroidi has­talığının tedavisiyle kemik erimesi durursa da erimede tam anlamıyla düzelme ol­maz.
Kemik erimesi TSH hormon düşüklüğüyle orantılı olarak meydana gelmekte­dir. TSH ne kadar düşükse kemiklerde erime oranı o kadar fazladır.

Sadece TSH düşüklüğü ile seyreden başlangıç halindeki tiroit bezi fazla çalış­ması durumunda (TSH düşük, T4 ve T3 hormonları normal) bile kemik erimesi ola­bilir. Bu nedenle başlangıç halindeki hipertiroidi hastalığının da doktor kontrolün­de tedavi edilmesi gerekir. Tiroit bezi fazla çalışan hastaların kalsiyum desteği al­maları bu nedenle faydalı olabilir. Tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Kemik erimesinin arttığını anlamak için idrarda hidroksipirilin veya çapraz bağlı telopeptit tip 1 kollajenaz (beta-crosslaps) artmasıyla saptanır. Ayrıca kanda alkalen fosfataz ve osteokalsin düzeylerin artması da erimenin başladığını gösterir. Kemik mineral dansitesi (diğer adıyla BMD) ölçümü de kemik erimesi hakkında bi­ze bilgi verir. Endokrinoloji uzmanına başvurarak bu konuda bilgi alınız.

B) Tiroit hormon ilaçlarıyla yapılan tedavinin kemiklere etkisi

Tiroit bezi yetmezliği (hipotiroidi) tedavisinde veya nodüler guatrın tedavisin­de kullanılan tiroit hormon ilaçlan eğer aşırı dozda alınırsa kemik erimesi yapabi­lir. Kemik erimesinden korunmak için TSH hormonunun normal sınırlarda olması gerekir. TSH normal sınırlar içinde ise kemiklere zararlı olmaz. Özellikle menopoz­daki kadınlarda kemik erimesi fazla olduğundan bu ilaçlar kullanırken TSH düze­yinin fazla düşmemesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle endokrinoloji uzma­nının kontrolünde ilaçlarınızı alınız.

C) Tiroit beziniz az çalışıyorsa kemikleriniz sağlam değildir

Tiroit bezi yetmezliği (Hipotiroidizm) durumunda da kemik kırık riski artabilir.
Aslında hipotiroidisi olan hastalarda kemik dansitesi yüksektir; ancak kemik kalitesi iyi değildir. Bu hastalarda her yıl kemiklerde %2 oranında kayıp vardır. Bu nedenle hipotiroidisi olan hastalarda kemik dansitesi kontrolü ve tedavi için endok­rinoloji uzmanına başvurmaları gerekir.

ki olduğu yapılan çeşitli çalışmalarda ortaya konmuştur. Kan T3 düzeyi azaldıkça depresyon oluşması riski ve nüksü artmaktadır.

Kandaki anti-TPO antikorlarının yüksekliği ile depresyon arasında da bir ilişki vardır. Bu nedenle depresyonu olan hastalarda ve özellikle depresyonu sık tekrarla­yan kişilerde TSH, T3, T4 hormonları ile anti-TPO ve anti-tiroglobulin antikorları mutlaka ölçülmeli ve anormallik varsa endokrinoloji uzmanına başvurulmalıdır. Ti­roit bezi yetmezliği varsa bu hastalar tiroit hormon ilaçlanyla (levotiroksin) tedavi edilirler.

Bazı bilim adamları depresyonlu kişilerde “beyinde hipotiroidizm” olduğunu, yani beyinde tiroit hormon azlığı olduğunu, ancak kanda tiroit hormonlarının nor­mal olduğunu iddia etmişlerdir. Kadınların %15′inde doğum sonrası depresyon görülmektedir. Buna “Doğum Sonrası Depresyonu” adı verilir. Doğum sonrası olu­şan depresyon ile tiroit hormonları ve anti-TPO antikoru arasında bir ilişki olduğu çeşitli bilimsel çalışmalarda ortaya konmuştur. Gebeliğin ilk 3 ayında ölçülen anti-TPO antikor düzeyleri doğum sonrası depresyona girilip girilmeyeceği konusunda bilgi vermektedir. Anti-TPO antikoru yüksek olan kadınlarda doğum sonrası dep­resyonu 3 kat daha fazla görülmektedir.

Depresyonun kendisinin de tiroit hastalıklarının gelişimine katkıda bulunabildi­ğini unutmamak gerekir. Stresli veya depresyondaki kişilerde Graves hastalığı denen, tiroit bezinin aşırı çalışması ile karakterize olan bir hastalık ortaya çıkabilmektedir.

Tiroid Sintigrafisi Tiroit Ultrasonu Aspirasyon Biyopsisi

Pazartesi, 04 Eki 2010 yorum yok

Tiroit Tetkileri; Tiroid Sintigrafisi, Tiroid Ultrasonu

Tiroit hastalıklarının teşhisi için bazı tetkiklerin yapılması gerekir. Bu tetkikler aşağıda verilmiştir:

a) Kan Testleri:

Sıklıkla kullanılan kan testleri serbest T3, serbest T4, TSH, anti-TPO antikoru, anti-tiroglobulin antikoru, TSH-reseptör antikoru, tiroglobulin ve kalsitonin hor­monlarının kan düzeylerinin ölçülmesidir.

T4 ve T3 hormonlarının normal sınırın altında veya üstünde olması, tiroit bezi­nin iyi çalışmadığını gösterir. T4 ve T3 hormonları düşük ise beziniz az çalışıyor, buna karşılık T4 ve T3 hormonları yüksek ise beziniz çok çalışıyor demektir. T3 ve T4 ölçümü yaptırırken serbest T3 ve serbest T4 hormonlarını ölçtürmek en iyisidir. Total T4 ve Total T3 artık pek kullanılmamaktadır. Gebelerde, doğum kontrol hapı kullananlarda ve östrojen alanlarda mutlaka serbest T3 ve serbest T4 hormon öl­çümleri yapılmalıdır.

Tiroit bezinin az veya çok çalıştığını gösteren en iyi tetkik TSH hormon ölçü­müdür. TSH ölçümünün normalden düşük olması tiroit bezinin aşırı çalıştığını gösterir. Kan TSH düzeyinin normalden yüksek bulunması ise tiroit bezinin az çalışacağını gösterir.

Tiroit bezi hastalıklarını teşhiste ayrıca tiroit antikorları denen anti-TPO (diğer adı anti-mikrozomal antikor) ve anti-tiroglobulin antikorları da ölçülür. Bu antiko ların yüksek olması, tiroit hastalığının otoimmün hastalık denilen bağışıklık sister bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıktığını gösterir. Otoimmün hastalık vücudu kendi dokusunu (burada tiroit bezini) yabancı bir doku olarak algılayıp onu yok e meye çalışmasıdır. Bu nedenle bağışıklık sistemi tiroit bezini yok etme amacıyla a ti-TPO ve anti-tiroglobulin antikorları üretir. Bu antikorlar tiroit bezine yapışan hücreleri tahrip eder. Vücudun neden böyle davrandığı henüz bilinmemektedir.

Anti-TPO ve anti-Tiroglobulin antikorları en çok Hashimoto hastalığı denen t hastalıkta yükselir. Hashimoto hastalığı tiroit bezi yetmezliği yapan bir hastalık Antikoru yüksek olan her kişide tiroit hormon bozukluğu görülmeyebilir.

Graves hastalığı denen, gözlerde büyüme yapan tiroit bezinin aşırı çalışması durumunda, kanda TSH-reseptör antikoru yükselebilmektedir, bu yüzden ölçüm yapması gerekebilir.

Tiroglobulin ölçümü ise ameliyat olmuş ve tiroit bezi tamamen alınmış tire kanserli hastaların izlenmesinde kullanılır. Diğer tiroit hastalıkların teşhisinde p< kullanılmaz, çünkü kanser olmayan guatrlı bazı hastalarda da tiroglobulin düze yüksek çıkabildiği gibi tiroit bezi iltihabında da yükselir.

Kalsitonin ölçümü ise medüller tip tiroit kanserinin teşhisi ve izlenmesinde fa dalıdır. Kanser olmayan Hashimoto hastalığında da kan kalsitonin düzeyi yüksel bilir. Bu nedenle hafif kalsitonin yüksekliği kanser olmadan da ortaya çıkabilen t durumdur. Kalsitonin düzeyi çok yüksek olan nodüler guatrlı hastalarda medüll kanser şüphesi artar ve başka testler yapılır. Ameliyat olan medüller kanserli hast larda kalsitonin düzeyinin yüksek olması vücutta kanserin bulunduğunu ve deva ettiğini gösterir.

b) Tiroid Ultrasonu, Tiroid Ultrason

Tiroit ultrasonu ses dalgaları gönderilerek tiroit bezinin yapısının veya resmin bilgisayar ekranında ortaya konduğu bir tetkiktir. Herhangi bir radyoaktif mad. kullanılmaz. Bu nedenle gebelere güvenle uygulanabilir. Tiroit ultrasonu tiroit bezinin büyüklüğünü, bezin şeklini ve nodul varsa onun büyüklüğünü anlamamıza yarar. Ultrason ile nodul içinde sıvı olup olmadığı, yani nodulun kistik bir yapısın olup olmadığı anlaşılır. Ayrıca ilaç tedavisiyle bezin veya nodülun ne kadar küçüldüğünü (veya küçülmediğini) daha iyi anlamamızda bize yol gösterir. Nodul kakımının Doppler ultrason ile incelenmesi nodüllerin iyi huylu veya kötü huylu olup olmadığı konusunda kesin olmayan ek bilgi verir.

c) Tiroid sintigrafisi, Tiroit Sintigrafi

Damardan teknesyum denilen radyoaktif bir madde verilerek tiroit bezinin fil­minin çekilmesidir. Damardan teknesyum ilacı verildikten sonra kamera altına ya­tarsınız; bu kamera teknesyum maddesinin tiroit bezi tarafından ne kadar tutulduğu­nu saptar ve tiroit bezinin filmi ortaya çıkar. Radyoaktif madde verildiğinden sintigrafi gebelerde yapılmaz. Sintigrafi ile nodülun sıcak mı, soğuk mu olduğu anla­şılır. Bu tetkik ile alınan radyasyon, sadece birkaç röntgen filmi çektirmekle alınan radyasyon ayarındadır ve endişeye gerek yoktur.

d) Tiroit İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi, Aspirasyon Biyopsi

Tiroit bezinde saptanan nodüllerde kanser olup olmadığını anlamak için yapılır. Nodülü olan tüm hastalara yapılması gereken bir tetkiktir. Biyopsi sonucuna göre ilaç tedavisi veya ameliyat kararı verileceğinden yapılması çok önemli ve gerekli­dir. Oldukça basit, yapılması kolay ve ağrı oluşturmayan bir tetkiktir. Damardan kan almak için kullanılan bildiğimiz plastik enjektörlerle yapılır. Damardan kan alınır gibi tiroit bezindeki nodülden plastik enjektörle parça alınır. Alınan hücreler pato­loji bölümünde mikroskop altında incelenerek” kanser veya iltihap olup olmadığı araştırılır. Biyopsi koldaki damardan kan alınması kadar kolay bir işlemdir. Korkul-maması gerekir. Ameliyat değildir. Unutmayınız ki, nodülünüzün kanserli olup ol­madığını kesin olarak ortaya koyabilecek başka bir yöntem yoktur. Bazen biyopsi ile yeteri kadar parça veya hücre gelmeyebilir. O zaman biyopsiyi tekrarlamak ge­rekir

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Sismanlik ve Kilo Verme Tedavisi

Perşembe, 23 Eyl 2010 yorum yok

Şişmanlığın Teşhis ve Tedavisi

Kilo vermek isteyince hangi doktora başvurmak gere­kiyor?

Kilo vermek isteyen kişiler öncelikle bir endokrinoloji uzmanına başvurmalıdır. Kilo yapan etkenlerin, hormon bozukluğu ve yeme davranış bozukluğunun önce saptan­ması gerekir. Aksi takdirde yapılan diyetlerle kilo vermek imkansızdır.

Şişman bir kişi hemen diyete başlamalı mı, yoksa bazı laboratuvar tetkikleri mi yaptırmalı?

Kilo vermek isteyen kişilerin önce bir endokrinoloji uz­manına başvurması gerekir. Kilolu olmanın altında yatan hormonal ve biyokimyasal nedenlerin ortaya çıkarılarak buna uygun bir zayıflama programı yapılması gerekir. Bu­nu yapmayıp önce diyetisyene gidilirse başarılı olma şansı azalır.
Kilolu kişilerde bizim sıklıkla isteğimiz testleri şöyle sı­ralayabilirim:

TSH ve serbest T4 isimli tiroit hormon testleri,
Açlık kan şekeri ve tokluk (2. saat) kan şekeri veya şe­ker yükleme testi (OGTT),
Kan yağları ölçümü: Total kolesterol, trigliserit, LDL, HDL kolesterol gibi kan yağlan ölçülür,
SGOT, SGPT, GGT, alkalen fosfataz gibi karaciğer testleri (karaciğer yağlanması teşhisi için),
Kanda ürik asit ölçümü,
“Cushing sendromu” dediğimiz böbreküstü bezinin fazla çalışması hastalığı şüphesi varsa 24 saatlik idrar­da serbest kortizol veya kanda kortizol ve ACTH hormonlarına bakılır,
Tam kan sayımı,
EKG (kalp elektrosu),
Kanda insülin hormonu ölçümü,
Aşırı şişmanlık varsa kanda leptin hormonu ölçümü,
Tam idrar tetkiki,
Polikistik over sendromu düşünülen bir şişman kadın hastada FSH, LH, testosteron hormonları ölçülür,
Tüm batın ultrasonu yapılarak karaciğer yağlanması araştırılır,
Gaitada gizli kan bakılarak bağırsak kanseri araştırılır,
Erkeklerde PSA (prostat hastalığını teşhis etmek için) ölçümü yapılır,
Ailesel şişmanlıklarda bazı genetik araştırmalar yapılır.

İlk amaç kilo vermek

Şişmanlık tedavisinde amaç nedir?

Şişmanlık tedavisinde 3 amaç vardır:
Kilo kaybını sağlamak,
Kilo kaybı sonrası ulaşılan kiloyu devam ettirmek,
Kilo almayı önlemek.
Görüldüğü gibi ilk amaç kilo vermektir. Ancak şişman kişilerin çoğu bir süre sonra tekrar kilo aldığından, verilen kiloların tekrar alınmaması da kilo vermek kadar önemlidir.

Kilo vermeyi başarabilmiş şişman kişilere uygulanan bir ankette, bu kişilerin egzersiz yaptığı, daha az yediği (1400 kalori ve altında), şeker ve tatlıları kestiği, az yağ, çok sebze ve meyve tükettiği saptanmıştır. O halde kilo vermenin en önemli unsurları, kalorisi düşük bir beslenme, egzersiz yapmak, tatlılardan ve şekerden uzak durmaktır.

Ne kadar kilo vermek lazım? Bunun bir ölçüsü var mı?

Zayıflamada başlangıçtaki hedefimiz 6-12 aylık bir za­man içinde, vücut ağırlığının yüzde 10-15′i oranında kilo vermektir (yaklaşık 5-10 kg). Diyette uygulayacağımız 500-1000 kalorilik bir eksiklik bize haftada 0,5-1 kg verdirir.

Bu durumda hedefimiz, haftada 1 kg, ayda 4 kg ver­mek olmalıdır. İdeal kiloya geldikten sonraki hedef ise, bu kiloyu korumak ve tekrar kilo almamaktır.

Tedavi programına katılan kişilerin çoğu, kısa sürede yüzde 10 kilo kaybı sağlarlar, ancak bunların 2/3′ü bir yıl içinde ve neredeyse tamamı 5 yıl içinde, tekrar kilo alırlar. Bunun nedeni şişmanlık tedavisinin, şişmanlığı kesin ola­rak ortadan kaldıran bir tedavi olmamasıdır. Tedavi kesil­diğinde (egzersiz ve diyet bırakıldığında) tekrar kilo alınır. Bu nedenle diyet ve egzersiz, yaşam biçimi haline getirile­rek ömür boyu sürmelidir.

Kilo vermenin sağlığa faydası nedir?

Şişman bir kişinin kilo vermesi ömrünü uzatır ve hasta­lıklara yakalanma riskini büyük ölçüde azaltır.
10 kg’lık kilo kaybıyla ölüm riski yüzde 20′den fazla azalmaktadır. Yine 10 kg’lık bir zayıflamayla büyük tansi­yonda 1 cmHg, küçük tansiyonda 2 cmHg’lık azalma ol­maktadır. Verilen her 1 kg’la büyük ve küçük tansiyonda 0,1 mmHg düşme görülmektedir.

Şeker hastalığı varsa 10 kg zayıflayınca açlık kan şeke­rinde yüzde 50 oranında azalma olmaktadır.

1 kg zayıflamakla kandaki toplam kolesterol düzeyin­de 2,28 mg/dl, LDL-kolesterol denen kötü kolesterolde 0,91 mg/dl ve trigliserit denen bir başka yağ türünde 1,54 mg/dl düşme olmaktadır.
Kilo verildiğinde, kan dolaşımındaki, kalp hastalığına yakalanma riskini artıran C-reaktif protein (CRP) adı veri­len iltihap yapıcı proteinlerde ve kan pıhtılaşmasını artırarak kalp krizine neden olan proteinlerde de ciddi azalmalar olur.

Görüldüğü gibi kilo vermek yaşamı uzatmakta, tansi­yonu düzeltmekte, yüksek olan kan yağlarını ve şekerini düşürmektedir. O halde zayıflamanın bu faydalarından yararlanmak için sağlıklı beslenme ve sporla fazla kiloları vermek için uğraşmalıyız.

Çoğu kilolu kişi aralıklarla kilo alıp veriyor. Bu durum vücuda zarar verir mi?

Diyet veya egzersizle kilo verdikten sonra, zaman için­de daha fazla kilo alma durumu ortaya çıkabilir. Bunun vücuda zararlı olduğunu belirten bilimsel çalışmalar oldu­ğu gibi, zararlı olmadığını gösteren araştırmalar da vardır. Bununla birlikte devamlı olarak aşırı kilo alıp vermeler -ki biz buna “yo-yo sendromu” diyoruz- vücuttaki bazı hor­monların, minerallerin bozulmasına yol açabilmekte ve hatta kalp ritmini etkileyerek zararlı olabilmektedir. Bu nedenle aşırı kilo alıp vermelerden kaçınmak gerekir. İdeal olanı kilo verdikten sonra zor da olsa o kiloda kalmayı başarabilmektir. Bunun için de sağlıklı beslenme ve spor yapmayı yaşantımızın bir parçası haline veya alışkanlık haline getirmek gerekir.

İyot Eksikligi İyot Eksikliginde Hastaligi

Cumartesi, 14 Ağu 2010 yorum yok

İyot Eksikliği, İyot Eksikliğinden Kaynaklanan Hastalıklar

İyot, vücudumuzda çok az bulunan ve toplam miktarı 15-20 miligramı geçme­yen bir mineraldir. T4 hormonunun yapısında 4 tane iyot molekülü vardır ve ağırlı­ğının %60′ını oluşturur. T3 hormonunda ise 3 tane iyot molekülü vardır. İyot yeter­li alınmadığında tiroit bezi tiroit hormonlarını (T3 ve T4) yeterince yapamaz. Bir toplumda iyot yetmezliğine bağlı olarak oluşan ve yeterli iyot alımıyla önlenebilen veya düzelen tüm hastalıklara “iyot yetmezliği hastalıkları” denir. İyot yetmezliğine bağlı olarak hipotiroidi denilen tiroit bezi yetmezliği (hipotiroidi) ile birlikte boy kısalığı ve zekâ geriliği varsa bu hastalığa kretenizm adı verilmektedir. Kretenizm, iyot yetmezliğinin çok fazla olduğu bölgelerde görülür. Eskiden ülkemizde sık gö­rülürken iyotlu tuz yenmesinin yaygınlaşmasıyla azalmıştır.

İyot yetmezliği, bebeklikten ileri yaşa kadar çeşitli evrelerde farklı hastalıklar yapar. Bu hastalıklar şunlardır:

İyot yetmezliği olan gebelerde düşük sayısı, ölü doğum, doğan bebekte sakat­lıklar olması, doğum sırasında bebek ölümü sıklığında artış vardır

Yeni doğan bebekte oluşan iyot yetmezliği guatra ve tiroit hormon azlığı nede­niyle beyin fonksiyonlarının iyi gelişmemesine ve buna bağlı zekâ geriliğinin orta­ya çıkmasına neden olabilir.

İyot yetmezliği çocukluk döneminde guatr, tiroit bezinde az çalışma (sadece TSH hormon
artışı), beyin faaliyetlerinde bozukluk ve zekâ geriliği, beden gelişim geriliği ve boy kısalığı yapar. İyot yetmezliği olan çocukların zekâ derecesi (IQ) 13 puan daha düşüktür.

Erişkin yaşlarda ise iyot yetmezliği guatr ve beyin faaliyetlerinde bozukluk ya­pabilir.
İyot yetmezliği şu anda bile dünyada önemli sağlık problemlerinden biridir. Dünyada 1 milyar 572 milyon insanda iyot yetmezliği vardır ki, bu dünya nüfusu­nun yaklaşık %30′unu oluşturur. 11.2 milyon insanda ise belirgin kretenizm yani iyot yetmezliğine bağlı tiroit bezinin az çalışması durumu vardır.

Türkiye’de İyot Yetmezliği ve Guatr Sıklığı

1960′lı yıllarda rahmetli Prof. Dr. Selahattin Koloğlu hocamızın yaptığı araştır­malarda Karadeniz yöresinde yetişen bitki ve sularda iyot eksikliği saptanmıştır. Yi­ne bu araştırmalar sonucunda Karadeniz bölgesinde çok yenilen kara lahananın bu bölgedeki guatrdan sorumlu olmadığı, yani kara lahananın guatr yaptığı iddiasının yanlış olduğu saptanmıştır.

1987 Türkiye’de yılında guatr sıklığı %30 olarak belirlenmiştir.
1995 yılında yapılan araştırmada da Türkiye’de okul çocuklarında guatr sıklığı %30 oranında bulunmuştur. Ö zamanki- iyotlu tuz kullanma oranı toplumda %24 olarak saptanmıştır.

Türkiye’de 20 şehirde 1997-1999 yılları arasında okul çağı çocuklarında ultra-son ile yapılan guatr taraması ve toplanan idrarlarda yapılan iyot ölçümleri, bölge­lere göre değişmek üzere, %5-56 oranında guatr olduğunu; ayrıca orta ve şiddetli iyot yetmezliği bulunduğunu göstermiştir. İyotlu tuz kullanma oranı ise artarak tüm Türkiye’de %48′e çıkmıştır.

1999 yılında yapılan çalışmalarda okul çağındaki çocuklarda %31.8 oranında guatr saptanmıştır.
Guatr sıklığı Kastamonu, Aydın, Edirne, Bayburt, Malatya ve Trabzon’da % 40; Burdur, İsparta, Samsun, Kayseri ve Erzurum’da %30 civarında bulunmuştur. Bu oranlar çok yüksek rakamlardır. Türkiye’de iyot yetmezliğine bağlı olarak gelişen guatr en fazla Karadeniz, Doğu Anadolu, İç Anadolu, Kastamonu bölgesi, İsparta ve Burdur bölgesinde saptanmıştır.

İçme sularında şiddetli iyot eksikliği ise Burdur, Bayburt ve Erzurum illerinde saptanmıştır.
1999 yılında Türkiye’de tüm tuzların iyotlanmasına ve iyotlu tuz kullanımının artmasına rağmen 2-3 yıl sonra yapılan araştırmalarda Burdur, Erzincan, Erzurum, Kütahya, Aydın ve Kayseri’de iyot yetmezliği şiddetinde herhangi bir değişiklik ol­mamıştır. Bu illerde iyotlu tuz kullanımının artırılması için acîl önlem almak gerek­mektedir.

Türkiye’de içme sularının yaklaşık %6′sında ciddi iyot eksikliği vardır.

Türkiye’de Tuzların İyotlanması:
Ülkemizde 1999 yılı Temmuz ayından itibaren zorunlu olarak tüm tuzlar iyotlanmaktadır. Günlük 3-6 gram tuz alınmasıyla yeterli iyot sağlanmış olur. Tavsiye edilen günlük iyot alımları şöyledir: Okul öncesi çocuklara 90 mg/gün, okul çocuk­larına (6-12 yaş) 120 mg/gün, Erişkinlere (12 yaş üzeri) 150 mg/gün, gebe ve em­ziren kadınlara: 200 mg/gün’ dür.

Fazla İyotlu Tuz Yemenin Zararları

Günlük 150 mg’dan fazla iyot alınırsa vücudumuzda zararlı etkiler yapar. Bu zararlı etkiler şunlardır:
İyot nedeniyle tiroit bezi yetmezliğinin gelişmesi: Hashimoto tiroiditi gibi has­talığı olan kişiler aşırı iyot alınca tiroit bezinde hormon oluşumu azalır ve tiroit yet­mezliği gelişir.

Fazla iyot alan bazı tiroit hastalarında tiroit bezi fazla çalışır: En önemli komplikasyondur. İsviçre’de iyot alımı 90 mg/gün’den 150 mg/gün’e çıkarıldığında top­lumda hipertiroidi denilen tiroit bezinin aşırı çalışması hastalığı % 27 oranında art­mıştır. Nodüler guatrlı hastalar fazla iyotlu tuz yiyince de tiroit bezinde zehirli gu­atr denen aşırı çalışma meydana gelir.

İyotla oluşan tiroit bezi iltihabı (tiroidit): Fazla iyot almak bazen bağışıklık sis­teminde bozukluk yaparak tiroit bezi iltihabına yol açar. Buna tıp dilinde tiroidit adı verilir.

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , , ,

Folikuler Nedir Folikuler Kanseri Adenom

Cuma, 16 Tem 2010 yorum yok

Foliküler kanseri, Foliküler Nedir, Foliküler Adenom

Tiroid kanserlerinin % 10-25′ini oluşturur. Çoğunlukla 50 yaşın üzerinde or­taya çıkar. Hastaların yaklaşık yarısında uzun süre­dir varolan multinodüler guvartr söz konusudur. Kadınlarda iki kat daha sıktır. Kan yolu ile yayıla­rak öncelikle akciğer ve kemik metastazları yapar. Foliküler kanserlerin minimal invaziv ve yaygın in-vaziv iki türü vardır. Minimal invaziv türde tümör küçüktür (1-2 cm) damar invazyonu olmasına kar­şın çoğunlukla kapsül invazyonu yapmaz, prognoz iyidir. Yaygın invaziv türde ise yaygın kapsül ve damar invazyonu vardır, erken uzak metastazlar ortaya çıkar, prognoz kötüdür.

Selim bir lezyon olan foliküler adenom ile foli­küler karsinomun ayırıcı tanısında bazı güçlükler söz konusudur. İİAB ve sitolojik inceleme ile bu iki lezyon arasında ayırıcı tanı olası değildir. Ancak, sitolojik olarak foliküler adenom veya foliküler tü­mör tanısı konulmuşsa cerrahi girişim indikasyonu vardır. Ameliyat sırasında uygulanan frozen secti-on yöntemi ile de çoğu kez foliküler adenom-foli-küler karsinom ayırımı yapılamaz. Bu durumda yapılacak girişimin boyutları konusundaki doğru kararı cerrahın deneyimi sağlayacaktır.

Foliküler kanserin cerrahi tedavi yöntemi total tiroidektomidir. Boyun lenf ganglionlarına metestaz sık değildir (% 5-15). Ele gelen ganglionlar var­sa çıkartılır. Uzak metastazlar varsa total tiroidektomi sonrası verilen radyoaktif iyot (RAİ-131) bu metastazlarda tutulacağından tedavi sağlanır. Ameliyattan sonra hastalara L-tyroxinle ömür bo­yu TSH supresyon tedavisi verilir. Girişimden 6-9 ay sonra TSH supresyonu kesilerek RAI-131 ile tüm vücut sintigrafisi yapılır ve serum tiroglobulin (Tg) düzeyi ölçülür. Tiroglobulin düzeyinde yük­selme veya sintigrafide tutulma varsa bir kez daha tedavi dozu RAI-131 verilir. Aynı işlem yılda bir kere tekrarlanır.

GUATR HAKINDA ÖNEMLİ BİLGİLER

Cumartesi, 15 May 2010 yorum yok
Troid hastalığı veya guatr olarak tanımlanan, hastalığın, ne olduğu, sebepleri tedavi şekilleri, tüketilmesi gereken besinler gibi pek çok sorunuza cevap bulacağınız yazımıza, öncelikle, gutr tanımlayarak başlamak istiyoruz.

Guatr, tiroid bezinin, kanser ve iltihabi nedenler dışında, büyüdüğü durumlar olarak tanımlanıt. Guatr Ülkemizde, oldukça yaygın bir hastalık. Bazı bölgelerde, çok daha sık görülmekte. Bir yerleşim bölgesinde halkın yüzde 10′undan fazlasında guatr varsa o alan “endemik-yaygın ve yerleşik- guatr bölgesi” olarak kabul ediliyor. Ülkemizde, Karadeniz Bölgesi dışında, Kastamonu çevresi ve Göller Bölgesi de, endemik guatrın görüldüğü alanlar.
Guatrın bu kadar yaygın olmasının muhtelif nedenleri olabiliyorsa da en önemlisi iyot eksikliğidir. Araştırmalar özellikle, ülkemizde, iyot eksikliğinin, önemli bir problem olduğunu göstermiştir.
GUATR’IN SEBEPLERİ;
* Sağlıklı bir yetişkinin, günde 150 mikrogram civarında, iyota ihtiyacı vardır. Bu miktarı, yiyecek içeceklerle bedenimize kazandırmak zorundayız. Gıdalarla kazanılan iyot miktarı, 50 mikrogramın altına düştüğünde tiroid bezinin hormon (T3, T4 hormonları) üretiminde azalma meydana gelir. Bu durumda, beyindeki hipofiz bezinden, tiroid bezine ulaşan TSH isimli hormon uyarıları yoğunlaşıyor. TSH uyarıları artınca, tiroid bezi büyümeye ve guatr süreci oluşmaya başlar.Bazı besinlerde bulunan ve tiroid hormonu üretimini aksatan maddelerin de guatr oluşumuna katkısı olabilir.
* Mesela karalahanada bulunan -özellikle Karadeniz bölgesinde çok tüketilen bir besindir- bir madde tiroid hormon yapımını engelleyebiliyor. Benzer engellemeyi, bazı patates ve fasulye türlerinin de yaptığı biliniyor. Bununla birlikte, karalahana ile guatr arasında doğrudan bir ilişki kurmak pek kolay görülmüyor.
* Bazı ilaçlar (lityumlu ilaçlar), mikroplar (E.coli), iltihabi nedenler, kistler, kanamalar, antitiroid ilaçlar da guatra yol açabiliyor. Ayrıca büyüme faktörleri olarak bilinen bazı faktörler de tiroid bezinin guatr sürecine girmesine neden olabiliyor.
GUATR’IN BELİRTİLERİ;
* Guatrın tipik bir belirtisi yoktur. Bu nedenle de herhangi bir şikayete sebep olmayabiliyor. Özellikle tiroid bezi fonksiyonlarının normal olduğu guatr söz konusu olduğunda (ötiroid guatr) herhangi bir şikayete rastlanmıyor. Bu kişiler dikkatli bir fiziksel muayeneden ve radyolojik değerlendirmeden geçirilmedikleri takdirde (şikayetler olmadığı ve kanda tiroid hormonu seviyeleri normal kaldığı için) çoğu zaman “senin bir şeyin yok” deyip evine gönderiliyor!
* Bazı guatr olgularında, tiroid bezi içinde kanamalar ya da tiroid bezinde gelişen, iltihaplar nedeniyle ağrı ortaya çıkabiliyor. Büyüyen ve nodül geliştiren, çok iri guatr hastalarında soluk ve yemek borusu üzerine baskı ortaya çıkabiliyor. Bu durum, nefes darlığı ve yutma güçlüğü gibi şikayetlere yol açar.
* Çoğu guatrlı hastada, sinirsel kökenli olduğu bilinen boğazdaki sıkışma hissi, hastalığı uyaran ilk işaret oluyor. Ses kısıklığı, çatallanması ve boyunda ortaya çıkan şişlik de guatr için uyarıcı olabiliyor.
* Guatrın, özellikle kadınlarda yaygın bir sorun olduğu biliniyor. Bu nedenle kadınların bu konuda daha uyanık olmaları gerekiyor.

Guatr Cesitleri Basit Noduler Dalan Guatr Nedir

Çarşamba, 05 May 2010 yorum yok

Guatr çeşitleri, Guatr Hastalıkları

Tiroit bezi büyümeleri yani guatr 3 şekilde olabilir:

1- Basit Guatr: Tiroit hormonları normaldir. Bez içinde nodul yoktur. Tiroit be­zinde büyüme vardır. Bu nedenle buna basit guatr adı da verilir.

2- Nodüler guatr nedir: Tiroit bezi büyür ancak bez içinde nodul dediğimiz nohut ve­ya leblebi büyüklüğünde yumrular vardır. Nodüler guatır durumunda tiroit hormonları normal veya artmış olabilir.

3- Dalan Guatr (Torasik veya Plonjan Guatr): Tiroit bezinin göğüs kafesi içine doğru büyümesi ve göğüs kafesi içine girmesi veya dalmasıdır.

Basit Guatr

Salgıladığı tiroit hormonları normal olduğu halde, içerisinde nodul olmadan bü­yümüş tiroit bezine düz veya basit guatr denir. Guatrın içinde nodüller varsa, no­düler guatr adını alır. İyot yetmezliği dünyada en sık rastlanan guatr nedenidir. İyot yetmezliği nedeniyle oluşan guatr ilk yıllarda düz bir büyüme şeklindedir; yani için­de nodul yoktur. Çocukluk ve ergenlik döneminde guatrda pek nodul bulunmaz. An­cak tedavi edilmez ve iyot eksikliği devam ederse, ileri yaşlarda guatr hem büyür hem de içinde nodüller oluşur. Bu nodüller ileride aşırı hormon salgılama özelliği kazanarak hipertiroidi dediğimiz kanda tiroit hormonlarının aşırı çalışmasına neden olabilirler.

İyot yetmezliğine bağlı guatrı olan kişilerin kanlarında T3 hormonu hafifçe ar­tar, TSH hormonunda biraz artış olabilir ve T4 hormonu biraz düşük çıkar.

Bir toplumda 6-12 yaş arası çocukların %5′inden fazlasında basit guatr varsa, buna endemik (yaygın) guatr denir. Endemik guatr iyot yetmezliği olan coğrafi bölgelerde sık görülür. Bu oran %5′ten az ise, sporadik (seyrek görülen) guatr de­nir. Sporadik guatr iyodun yeterli olduğu coğrafi bölgelerde görülür.

Guatr kadınlarda erkeklerden 4-5 kat daha sık görülür. Gençlik çağında da kız­larda erkeklere göre daha fazla görülür. Türkiye’de guatr sıklığı, bölgelere göre de­ğişmek üzere %5-56 arasında değişmektedir. Görüldüğü gibi bu çok yüksek bir orandır.

İyot yetmezliği olan bölgelerde guatr daha fazladır. Özellikle dağlık bölgelerde toprakta iyot az olduğundan guatr daha fazla görülür. Bilinenin aksine kara lahana yenmesiyle guatr oluşumu arasında bir ilişki yoktur.
Selenyum yetmezliği de ülkemizde önemli bir problemdir. Yaptığımız bir çalış­mada guatrlı kişilerde selenyum düzeyinin düşük olduğunu saptadık.

Suda bulunan perklorat ve kadmiyum fazlalığı da guatra neden olabilmektedir. Pillerin kirlettiği sularda kadmiyum yüksektir ve guatr ortaya çıkar.

Demir eksikliği olan kişilerde de guatr görülür.

Ergenlik çağındaki çocuklarda bazen guatr oluşur ve buna adölesan veya er­genlik guatrı denir. Ergenlik döneminde artan hormon ihtiyacını karşılamak için, tiroit bezi biraz büyür ve guatr oluşur. Çoğu çocukta veya gençte bu guatr daha son­ra kaybolur.

Yalancı guatr ise tiroit bezinin doğuştan normal yerleşim yerinden biraz yuka­rıda olması ve özellikle ince boyunlu kadınlarda guatr varmış izlenimi vermesidir. Yapılacak ultrasonda tiroit hacminin artmadığı ve guatr olmadığı ortaya çıkar.

Gebelikte ve menopoz döneminde de tiroit büyüklüğü artar ve guatr oluşabilir.
Yüksek düzeyde iyot yetmezliği olan kadınlarda gebe kalma ve çocuk doğurma sıklığı düşüktür. İyot yetmezliği üremeyi engelleyebilmektedir. Bu nedenle çocuğu olmayan kadınlarda iyot yetmezliği olup olmadığı araştırılmalıdır.

Guatrın ailesel özellik gösterdiği bilinen bir gerçektir. Bazı ailelerde guatr faz­la görülür. Yapılan çalışmalar guatr gelişiminde kalıtımsal geçişin iyot yetersizliği olan bölgelerde yaşayan kadınlarda %39 oranında, iyodun yeterli alındığı bölgeler­de yaşayanlarda ise % 82 oranında olduğunu ortaya koymuştur.

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Graves Hastaligi Tedavisi Tedavi

Cumartesi, 27 Mar 2010 1 yorum

Graves Hastalığı Tedavisi, İlaçlarla Tedavi

Hipertiroidi tedavi edilmezse kalp kasında hastalığa (kardiyomyopati), atrium fibrilasyonu denen kalbin çok hızlı atması durumuna ve kalp yetmezliğine neden olabilir. Tedavi olmayan hastalar herhangi bir enfeksiyon, ishal, şiddetli travma ve­ya ameliyat sırasında tiroit krizine girebilirler ve bu kriz ölüm riski taşır. Bu neden­le hipertiroidi hastalığının mutlaka endokrinoloji veya dahiliye uzmanının kontro­lünde tedavi edilmesi gerekir.
Graves hastalarının tedavisinde ilk yapılacak tedavi ilaç tedavisidir. İlaç tedavi­sine cevap alınamadığı durumlarda radyoaktif iyot tedavisi veya ameliyat yapılır.

Graves Hastalığının İlaçlar İle Tedavisi

Tedavide ilk tercih edilmesi gereken ilaçlar Propiltiourasil ve Metimazol ilaçla­rıdır. Bu ilaçlar tiroit hormon yapımını engelleyerek kandaki yüksek hormon düzey­lerini normale getirirler. Gebelikte ve çocuklardaki hipertiroidi tedavisinde de bu ilaçların kullanılması gerekir. Bununla beraber gebelikte ve emzirme döneminde Propiltiourasil kullanılması daha uygundur.

Propiltiourasil ‘in yarı ömrü kısa olduğu için 8 saatte bir tok karnına alınır. Me­timazol ise günde tek doz halinde veya öğünlere bölünmüş halinde tok karnına alı­nır. Bazen 12 saatte bir verilerek tedaviye başlanabilir. Metimazol’un etki süresi 24 saatten fazla iken Propiltiourasil’in etki süresi 12-24 saattir.

Bu ilaçlar ile tedavi sırasında anti-TPO, anti-TG ve anti-TSH-R antikor düzey­leri azalır. İki ilaç arasında seçim yapmak doktorunuzun tercihine kalır. Metimazol ilacının yan etkisinin bazı çalışmalarda daha az olduğu saptanmışsa da bu ilaçla da yan etkiler görülebilir. İlaçlar tiroit bezinde önceden yapılmış hormonların dolaşı­ma geçmesini önleyemediklerinden tiroit hormonlarının normalleşmesi için 3-6 hafta geçmesi gerekir.

Graves hastalığının tedavisinde ilaçlarla % 16-40 oranında hastalık kontrol altı­na alınır ve tedavi bittikten sonra ilaçlar kesilebilir. Ancak hastalık bir süre sonra nüksedebilir. Küçük guatrı olan ve hafif şiddette hormon yüksekliği olanlarda, has­talığın ilaçlarla kontrol altına alınması daha kolaydır.

Büyük guatr ve bezde aşırı iyot depolanması varsa veya hasta iyotlu tuz kulla­nıyorsa bu ilaçlara cevap gecikebilir. Bu nedenle hastaların iyotsuz tuz yemeleri ge­rekir.

Tedavi edilmiş ve hormonları normal seviyelere gelmiş hastalarda Graves has­talığı ilaç kesilmesinden sonraki 1 yıl içinde %50-60 gibi yüksek oranlarda nükset­mekte, yani hastalık tekrar alevlenmekte ve eski şikayetler tekrar başlayabilmekte­dir. İyot alımı artarsa ve sigara içilirse nüks daha hızlı olmaktadır. Bu nedenle HİPERTİROİDİLİ HASTALAR MUTLAKA İYOTSUZ TUZ YEMELİDİRLER. Ül­kemizde tuzların hepsi iyotlandığmdan bazı tuz firmalarının ürettikleri kendiliğin­den tuzluklu şekilde satılan iyotsuz tuz satın alıp bunları kullanmaları özellikle çok önemlidir. Ailede diğer kişilerin ve özellikle çocukların iyotlu tuz almaları gerekti­ği için yemeklerin tuzsuz yapılıp bu tür hastaların iyotsuz tuz, çocukların iyotlu tuz kullanmaları gerekir. Sigara içmek nüksü artırdığından ve göz hastalığı yaptığından sigara kesilmelidir.

Graves’li hastalarda çarpıntıyı azaltmak için yukarıda söz edilen Propiltiourasil veya Metimazol ilaçlarıyla birlikte çarpıntıyı azaltan bazı ilaçlar verilir.

Uykusuzluk, sinirlilik ve huzursuzluk çok fazlaysa bu durumu doktorunuza bil­diriniz. Doktorunuz size sakinleştirici ilaçlar önerebilir.

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,