arşiv

1, 2010 için arşiv

Düşük Hapı, Kürtaj Hapı RU 486

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok


İstenmeyen bir gebelik oluştuğunda çiftler genellikle kürtaj işlemi olmadan gebeliği sonlandırmanın nasıl olabileceğini düşünürler ve kürtaj dışı bir işlemin, ilacın gebeliğin sonlandırmasını yapıp yapamayacağını merak ederler. Düşük hapı veya diğer ismi ile kürtaj hapı (bazı jinekoloji sitelerinde düşük ilacı, kürtaj ilacı veya düşük iğnesi,kürtaj iğnesi olarak da geçmektedir ) Mifepristol isminde bir madde içermekte olup ülkemizde ve bir çok dünya ülkesinde satılmamaktadır. Satılan ülkelerde RU 486 ismi ile satılkatadır. Kürtaj hapı olarak da isimlendirilen bu ilacı ülkemizde yasal yollardan temin etmek mümkün değildir, satılmamaktadır.

Düşük hapı gebeliği nasıl düşürür ?

Düşük hapı veya kürtaj hapı – ilacı, gebeliğin rahim içine yerleşimini ve devamını sağlayan progesteronun etkisini engelleyerek düşüklere sebep olur.Genelde rahim kasılması yapan ve gerçekte bir çeşt ülser ilacı olan mifepristol isimli madde ile birlikte kullanılır ve etkisi bu şekilde daha da artar.

Kürtaj ilacı nasıl kullanılır?

7’inci gebelik haftasının altındaki gebeye ağızdan 3 tane birden verilir.Gerek görülürse rahim kasılmalarını sağlayan başka bir ilaç da eklenir.Düşüğün gerçekleşmesi hemen olmamakta ve genellikle ortaklama 10-15 günü bulmaktadır.Bu süre zarfında sık jinekoloji muyaneleri ve doktor kontrolleri gerekir.

Kürtaj hapının önemli yan etki ve riskleri var mıdır?

*En sık görülen yan etkileri ; epey şiddetli bulantı,karın ağrısı,kramplar kusma , ishaldir.

*Düşük tam olmaz ise rahimde parça kalması ve buna bağlı enfeksiyon ile kanama görülebilir.

Kürtaj ilacı, düşük hapı kimlere uygulanmaz?

7 haftadan büyük gebelere, spiral ve gebelik birlikte olduğu durumlarda,35 yaşından büyük ve 18 yaşından küçük gebelere,sistemik bir hastalığın varlığında,sigara içenlerde uygulanmaz. Zaten olağan riskleri ve kullanımına bağlı olumsuzluklardan dolayı rutinde de hiçbir gebelikte kullanımı yoktur

Dikkat!….

Kürtaja ait riskleri taşımadığı için avantajlı olduğu zannedilse de aslında her gebe için uygun bir yöntem olmayıp düşüğün oluşması için çok zaman gerektirdiğinden dolayı kullanışlı değildir, yan etkileri fazladır ve kullanımı kesinlikle önerilmez önerilmez.
Ayrıca ülkemizde satılmamaktadır.

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , , ,

Saç bakımınız için doğal yöntemlere dikkat

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok

Sağlıklı olması ile hiçbir ilgisi yoktur. Saç uzunluğu kafanızın şekli ve genişliği ile orantılıdır ve yeni teknolojilerle bile bunu değiştirmenize olanak yoktur. Sağlıklı ya da sağlıksız saç yoktur. Saçımız aslında ölüdür. Ölü olmasaydı kesildiğinde canımız yanmazmıydı?

Eğer saçlarınızın ucu kırılmamışsa ya da boyama yüzünden hasar görmemişse onu sürekli kestirip sağlıklı ve uzun yapmaya çalışmak yanlış bir şey. Sadece stil değişikliği düşünenler için sık saç kestirilmesi önerilebilir.
 
Saçınızın sağlıklı olması için yapabilecekleriniz:
 
- Günlük olarak pahalı olmayan bir Vitamin (One-A-Day) alın.
 
- Saçınızı fazla taramayın. Sadece gerektiğinde şekil vermek için tarayın.
 
- Kaliteli bir tarak ya da fırça kullanın. Keskin metal ya da plastik uçlar saçlarınızın uçlarının kırılmasına neden olur.
 
- Kaliteli saç ürünleri kullanın. Çoğu alışveriş merkezlerinde satılan şampuan ve saç ürünleri aslında birçok kötü kimyasal maddeyi içlerinde bulunduruyor. Mesela ‘ammonium laurel sulfate’ , ya da silikon içeren ürünler saçınızı kurutarak daha kolay kırılmasına neden olabiliyor. İçlerinde birçok koruyucu madde bulunduğunu iddia eden bu ürünler saçınız için aslında en büyük tehlikeyi oluşturuyor.

- Saçınızı sıkı bantlarla toplamayın. Bırakın rahat kalsın. Bu tür toplama şekilleri de kırılmalara neden oluyor.
 
Sıcak yağ tedavisi
 
Kurumuş ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı tedavisidir. Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin. Sıcak suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa tekrarlayarak, başın yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı yıkayarak, iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok yararlıdır.
 
Hintyağı tedavisi
 
Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.
 
Zeytinyağı ve bal tedavisi
 
Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derinize ovarak ve tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.
 
Protein tedavisi
 
Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz.

 

Kakao yağı tedavisi
 
Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.

Uluslararasi Sigara Sirketlerinin Stratejileri

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok

Çok Uluslu Sigara Şirketlerinin Stratejileri

Sigara tüketimi günümüzde, gelişmiş ülkeler ile ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeler arasında zıt bir gidişe sahiptir.

Sigara içme oranları, ABD, İngiltere ve Batı Avrupa ülkelerinde son onbeş yıllık dönemde büyük düşüşler göstermiştir. Kendi ülkemizde ise bunun tam tersi olmuştur. Türkiye’de 1980′li yılların ikinci yarısından sonra sigara içme oranları özellikle erkeklerde çok yüksektir. Kadınlarımızda ise sosyo-ekonomik ve kültürel durumun iyileşmesi ile paralel olarak sigara içme alışkanlıklarında bir artış gözlenmektedir. Yabancı sigara ithalinin ve reklamların serbest bırakıldığı 1984 yılından günümüze kadar ki dönemde Türkiye’nin toplam tütün tüketiminin yıllık artış hızı, nüfusumuzun yıllık artış hızından fazla olmuştur. Bu da gelişmiş Batı ülkelerinin aksine, bizim ülkemizde kişi başına tütün tüketiminin arttığını gösterir.

Büyük sigara üreticisi olan şirketlerin, Batı’da pazarları gittikçe daralmaktadır. Bu nedenle bu büyük şirketler kârlarını canlı ve ayakta tutacak yeni pazar arayışına girmişlerdir. Türkiyemiz de, yeni pazar arayışı içerisinde olan bu uyanık şirketler açısından zor bulunur nimetlerden birisidir. 3 Mayıs 1991 tarihli kararname ile Türkiye’de tütün tekelinin kaldırılması ve bunun sonucunda yabancı şirketlere; ülkemizde sigara üretme ve ürettiği sigaranın fiyatını belirleme hakkının verilmesi, bu şirketlerin büyük egemenlik kurmasına yol açmıştır.

Dünya sigara pazarı belli başlı yedi büyük sigara üreticisi şirket tarafından paylaşılmış bulunmaktadır. Sigara üretim ve pazarlama işinin yanında, diğer bir çok günlük tüketim malzemelerini de üretip pazarlayan sigara firmalarına bu özelliklerinden dolayı dev şirket denilmektedir. Bunlar arasında Türkiye’de en fazla tanınanları Philip Morris ve R. J. Reynolds’dur. Bu iki dev firma dünya sigara pazarının üçte ikisini ellerinde bulundurmaktadır. Bunlardan R. J. Reydolds’un yıllık cirosu 16.5 milyar ABD dolarından daha fazladır. Sadece ABD’de Philip Morris ve R. J. Reynolds’un yaptıkları reklam harcamalarının tutarı birer milyar dolardan daha fazladır.

1983 yılında ABD’de en fazla magazin reklamı veren firma R. J. Reynolds olmuştur. En çok reklam veren ikinci firma da aklınıza gelebileceği gibi Philip Morris’dir. Yine 1983 yılında en fazla gazete reklamı veren firma R. J. Reynolds’tur.

Aşağıda bu firmaların sigara pazarlarını geliştirmeye yönelik yaptıkları çalışmalarından örnekler verilmiştir:

Sigara firmalarının sigaraya karşı tutum kazandırmaya yönelik reklam ve tanıtım yapan başka firmaları cezalandırması:

Bir ABD sigara şirketinden gıda ürünlerinin tanıtım ve reklam gelirlerinden yılda ortalama 83 milyon dolar gelir sağlayan bir reklam firması, TV reklamlarında bu şirket aleyhine bir hata yapar. Yaptığı hata ise, bir uçak şirketinin iç hatlarda sigara yasağı uygulamasını, halka yeni ve etkili bir hizmet olarak sunması olmuştur. Yapılan bu hata reklam firmasının 83 milyon dolarlık yıllık gelirini kaybetmesine yol açmıştır.

ABD’de R. J. Reynolds, açık tartışma adı verilen reklam ve tanıtım programlarından birinde sigara ve kalb hastalıkları konusunu işler. Burada yapılan araştırmanın bir bulgusu yanlış yorumlanır ve sigaranın kalp hastalıklarına olan etkisi önemsiz olarak gösterilir. Yapılan itirazlar sonucunda konu Federal Ticaret Komisyonunca incelenir. TV programının yanıltıcı olduğu kanısına varılır. Fakat sonuç ne olursa olsun Reynolds firması amacına ulaşmış ve bir çok insanı sigaranın zararları konusunda yanlış bilgilendirmiştir.

Doğu Asya ülkelerinde çoğunlukla, sigara tekel ile üretilir. Ancak büyük sigara şirketleri yine benzer oyunlar oynayarak bazı yetkili insanları yanıltarak bu ülkelerin sigara pazarlarına girmeyi başarmışlardır. Bu şirketler Japonya, Kore ve Taiwan gibi Uzakdoğu ülkelerinin dış ticaret dengelerinin ABD aleyhine geliştiğini ileri sürmüşlerdir. Çözüm olarak da bu ülkelere sigara ihracatı yapabilmek için hükümet desteği talep etmişlerdir.

Sonuçta Amerikan Hükümeti, kendi ürünlerine konan kısıtlamanın kalkması gerektiği, hatta misilleme baskısıyla ABD aleyhine olduğu ileri sürülen bu dengesizliği düzeltme kararma varmıştır. Büyük sigara şirketleri ABD hükümetinin desteğini sağlayarak 1986′da Japonya’ya, 1987′de Taiwan’a, 1988′de Güney Kore’ye reklam ve tanıtım mekanizmalarını ihraç etmeyi başarırlar.

Yapılan araştırmalar sonucunda ABD şirketlerinin Uzakdoğu ülkelerine girişini takiben bu ülkelerde sigara tüketiminin arttığı gösterilmiştir.

Çok uluslu sigara firmaları ülkemizde hedeflerine ulaştılar. Sözde, Türkiye’ye zaten kaçak yollardan var olan sigara girişini usulüne uygun yaparak hem sigara kaçakçılığı önlenecek hem de alınacak vergilerle ülke gelirine katkıda bulunulması sağlanacaktır. Büyük sigara tekellerinin oyununa geldiğimiz, onlar tarafından kullanıldığımız acaba kimsenin aklına gelmemiş midir? Yoksa geldi ve böylesi bir durum daha mı çok işlerine geliyordu. Türkiye’de artan yabancı tütün tüketimi, satamadığımız kendi tütünümüzün ülke ekonomisine verdiği zararlar ve buna benzer durumlar çıkarılan yasağın gerçek amacını anlatmaya yeter de artar bile.

İthal edilen yabancı sigaraların, ülkemizdeki sigara tüketimi ve satışındaki payı 1984′den sonra sürekli bir artış göstermiştir. Toplam sigara tüketiminde yabancı şirketlerin payı 1984 yılında % 2,4 iken, 1991 yılında % 15′e, toplam sigara satışlarındaki payları da 1991 yılında % 33.6′ya yükselmiştir. Marlboro ve Parliament sigaralarını üreten firmanın sigara pazarındaki payı 95′e göre 4.3 puan artarak %19.2′ye ulaşmıştır. Camel ve Winston sigaralarını üreten firmanın satışları ise son 3 yılda 4 katına çıkmıştır.

Çok uluslu sigara üreticilerinin Türk pazarına girmesiyle birlikte, Türk toplumu yeni tütün pazarlama teknikleri, reklam ve tanıtım faaliyetleri ile tanıştı. Bu faaliyetler sonunda reklam sektörü önemli gelirler elde ederken, yabancı sigara üretici firmalar, pastadan gittikçe daha büyük dilimler almaya başlamışlardır. Son beş yılda bu şirketler Türkiye’de sigara pazarlarını daha da geliştirebilmek amacıyla çalışmalarını gittikçe hızlandırmışlardır. Çabalan sonuçsuz kalmamış çok büyük miktarda kazançlar elde etmişlerdir. 1986 yılında çıkartılan bir yasa ile Türkiye’de tütün tekeline son verilmiştir. Bu yasa ile tütün ürünlerinin üretimi, ithalatı ve satışına ilişkin kararların verilme görevi Bakanlar Kurulu’na bırakılmıştır. Mayıs 1991′de çıkartılan bir kararname ile de yabancı kişilerin Türkiye’de tütün hazırlama ünitelerini de kapsayan entegre tesisler kurmaları, bununla birlikte tütün ürünlerin fiyatlandırma, dağıtım ve satışları serbest bırakılmıştır. Bu yasa ile 2000 ton fiili üretim rakamına ulaşmış yabancı imalatçılara aynı marka tütün mamulünü serbest olarak ithal etme, fiyatlandırma ile dağıtım ve satış hakkı da verilmektedir.

Kendilerine oldukça uygun üretim, satış ve rekabet koşulları sağlanan çok uluslu tütün tekelleri uygun yasal düzenlemelerden sonra ülkemizde yerli ortaklar bularak sigara fabrikaları açmaya koyulmuşlardır.

Günümüzde tüm Dünya’da yaklaşık 120 ülkede toplam 4.5 milyon hektarlık tarım alanında tütün üretimi yapılmakta ve 60 milyondan fazla insan tütün tarımı, endüstrisi ve ticaretinde çalışmaktadır. 1960′lı yıllardan günümüze kadar tütün üretimi dünyada yaklaşık iki misli artmıştır. Bu artış aynı dönemdeki dünya nüfusunun artışından daha fazladır. Otuz yıl öncesinde dünya tütün üretiminin % 50 kadarı gelişmekte olan ülkelerde üretilirken 90′lı yıllarda bu ülkelerin tütün üretimi % 63′ün üzerine çıkmıştır. Gelişmiş ülkeler, ucuz iş gücünün bol miktarda bulunduğu gelişmemiş ülkeleri tütün üretimi konusunda desteklemekten geri durmamışlardır. Yine son otuz yıllık dönemde gelişmiş ülkelerin sigara üretimi yaklaşık iki misli artmıştır; ürettikleri sigaranın önemli bir kısmını ihraç ederek büyük kazançlar sağlamaktadırlar. Dünya’da en çok Virginia tütünü üretilmekte olup asıl kaynağı ABD’dir. Dekar başına 200 kg. verime sahip olan Virginia tütünü, lahana yaprağı gibi iri yaprakları, hatta saplarından hasat yapılabilmesinden dolayı üreticiler tarafından da tercih edilmektedir.

Gelişmiş ülkelerde sigara üretiminin hızla artmasına karşın, sigara karşıtı kampanyalar nedeni ile bu ülkelerde tütün tüketimi hızla düşmektedir.

Türkiye’de tütün destekleme alımları sonucunda Türk tütün fiyatları yükselmiş, sonuçta diğer ülkelerde üretilen Şark ve yarı şark tütünlerle rekabet edilmez hale gelinmiştir. Tekelin satın aldığı tütünlerin ortalama üçte biri, iç ve dış tüketimde kullanılmamaktadır. Ancak, devlet üretim fazlası olan bu tütünü sosyal ve politik nedenlerle, destekleme alımları adı altında satın alarak tütün üreticilerine her yıl 1.5- 2 trilyon TL’lik fazladan ödeme yapmaktadır. Demek ki, Türk Devleti tütün alımlarında bile kendisini 1.5-2 trilyon TL’lik zarara sokmaktadır.

Uzakdoğu ülkeleri kalabalık nüfusu, fazla tüketimi ile büyük sigara şirketleri için çok önemli bir pazardır. Kendi ülkelerinde sigara karşıtı kampanyalar nedeniyle büyük kısıtlamalar ve engeller ile karşılaşan bu şirketler, üretimlerini başka ülkelerde sürdürmekte son derece karartı görünmektedirler. Gelişmekte olan ülkelerdeki sermaye sahipleri ile ortaklıklar kurarak bu ülkelerde derin temeller atmaktadırlar.

Yabancı firmalar Türkiye’de üretecekleri daha iyi kalitede sigaralar ile ülkemizdeki satış paylarını daha da arttırmayı hedef almışlardır. Sigara reklam ve tanıtım faaliyetleri 1980′li yıllarda büyük bir artış göstermiş bu da çocuk yaştaki insanlarımızın sigaraya başlamasında etkili olmuştur. Reklam ve tanıtım faaliyetleri öylesine büyük bir titizlik ile yürütülmektedir ki; insanların en kolay öğrenme yöntemleri seçilmekte; bu şekilde sigara markalarının simgeleri çocukların beyinlerine kazınmaktadır. Bebeklik çağından başlayarak beyinlerine sigara markaları kodlanan çocuklar ileride gençlik yıllarında rahat bir biçimde sigaraya başlamakta ve büyük sigara şirketlerinin sigortası durumuna gelmektedirler. Bu şirketler yatırımlarını yıllar sonrasını teminat altına alacak bir biçimde yönlendirmektedirler. Başka insanların sağlığını tehlikeye sokmak pahasına sağladıkları kazancın tadına varmaktadırlar.

Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkenin tütüne dayalı ekonomik girdisi de yine bu dev sigara şirketlerinin yüzünden zarara uğramıştır. Tütün üreticilerini desteklemek amacıyla satın alınan fakat tüketilmeyen tütünler, Tekel’in tütün stoklarının giderek artmasına yol açmıştır. Kullanılmayan bu tütün stoklarını bakım, işleme ve depolanması büyük masraflara neden olmakta, tütünün kendi değerinin % 50′sine yaklaşmaktadır. Tekel’in elinde bulunan tütün stokları tütün dış satımında olumsuz bir faktör olup uluslararası rekabette büyük zararlar görmemize yol açmaktadır. Tütünün ekonomimize getirdiği bu yük ve zarar büyük sigara şirketlerinin ülkemize girmelerinin ağır bir faturası olarak değerlendirilebilir.

Reklamı ve satışı üzerindeki kısıtlamalarla Amerika’da sigara içenlerin sayısı 1983′den itibaren % 10′dan fazla azalmış ve şu anda Amerika’da sigara içenlerin oranı % 30′ların altına inmiştir. Amerika’da yılda 1.5 milyon sigara içicisi, sigarayı bırakmaktadır. Tüm bu gelişmeler sigara üretici firmalarının kendi ülkelerinde ne zor durumda olduklarını gözler önüne sermektedir.

Ülkemize sigara ithalatını 1984 yılında serbest hale getirenlerin savunabilecek herhangi bir haklı yanları yoktur. Günlük hesaplar ve küçük hedefler insanlarımızın sağlığını ipotek altına almada tek neden olmamalıdır.

1984 yılında sigara ithalatının serbest hale getirilmesi kaçak sigara girişini önlemiş olsa da yabancı sigara ve toplam sigara tüketimini büyük oranda artırmıştır, ülkemizde her yıl 500.000 kişi sigaraya başlamaktadır ve bunun %85′ini gençler oluşturmaktadır. Ekonomik açıdan sağlanması planlanan faydalar, depolanan yerli tütünlerin imha edilmesi gerekliliği yanında değerini yitirmiştir.

Büyük sigara şirketleri okyanus ötesine açılıp gelişmekte olan ülkelerin sanayicileri ile ortaklıklar kurmakta ve onları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Yürüttükleri reklam-tanıtım faaliyetleri ile doğrudan insanların, kazandırılan vergi ile devletlerin, sağladıkları büyük kazanç ile de yerli sermaye sahiplerinin gözlerinin önüne perde çekmekte ve sigaranın, büyük zararlarını görülmez hale sokmaya çalışmaktadırlar.

Tütün; üretimi, sanayisi ve ticareti ülke ekonomilerine katkıda bulunurken, sigara içimine bağlı hastalıklar nedeniyle de sosyal ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır.

Batı ülkelerinde sadece parasal açıdan yapılan hesaplamalar dahi, tütün endüstrisinin bu ülke ekonomilerinden götürdüklerinin, getirdiklerinden daha fazla olduğunu göstermektedir, ülkemizde bu konuda gerekli çalışmaların ve değerlendirmelerin henüz yapılmamış olması önemli bir eksikliktir.

Her yıl dünyada 3 milyon, ülkemizde ise l5-20 bin kişinin ölümüne, yüzbinlerce insanımızın da hastalanmasına neden olan bir sektörün sadece ekonomik açıdan ele alınması yetersizdir.

Kaynak: Dr. Yalçın Karakoca

Ender Saraç kabızlık giderici çorba tarifi

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok

Uzman Dr. Ender Saraç’tan kabızlık gidermek ve metabolizmayı hızlandırmak için çorba tarifi:

KABIZLIK GİDERİCİ ÇORBA

Malzemeler :
>Bir kilo arpa
>2 adet kabak
>Pırasa , ıspanak
>Kereviz sapı
>Bir çorba kaşığı zeytin yağı, bir tutam tuz ve su

Hazırlanışı: Akşamdan arpanın üstünü örtecek kadar su dökülerek sabaha kadar bekletin, sabah haşlayın, Sonra diğer malzemeleri de ekleyerek pişirin.
Hazırlamış olduğunuz bu çorbayı sabah aç karnına için.

Kabızlık için bir başka öneriler:

- Kuru kayısıyı ve kuru mürdüm eriğini akşamdan bir bardak suyun içinde bekleterek sabah aç karnına bu suyu için . Suyu içtikten sonra kayısı ve erikleri yiyin .Bu işlemi her sabah tekrarlayın

- Keten tohumunu havanda biraz döğerek sabahları aç karnına , az yağlı yoğurtla karıştırarak yiyin.Bu da kabızlığa çok iyi gelir

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , ,

Cilt Maskesi Lavanta Kremi

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok

Yerfistigi yaginin koruyucu ve dinlendirici etkisine sahip olan bu karisim özellikle kuru ciltler için idealdir. Bu krem cildi dinlendirip, bakimini sagladigi için özellikle geceleri uyumadan önce kullanirsaniz daha etkili sonuç elde edersiniz.

Malzemeler:

a.. 50 ml yerfistigi yagi

b.. 3 gr balmumu

c.. 3 gr kakao yagi

d.. 20 gr lanolin

e.. 30 ml gül suyu

f.. 8 damla lavanta yagi

Hazirlanisi:

Önce balmumu, kakao yagi ve lanolini 60 derecede isitin. Ayni anda gül suyunu da kendi kabinda ayni isida isitin. Bu karisimda isinin ayni olmasi son derece önemlidir, aksi halde bilesenler birbirine karisip bir bütün olusturamazlar. Karisimlarin isilari ayarlandiktan sonra yerfistigi yagini da karisima ekleyip tekrar 60 derece isiya ayarlayin. Son olarak da gül suyunu karisima katin. Ardindan karisimi ocaktan indirin ve karistirmaya baslayin. Bunun için tahta bir çubuk kullanabilirsiniz. Karisim soguyana kadar yavas yavas karistirin. Ardindan lavanta yagini ekleyin ve karistirmaya devam edin. Soguduktan sonra kutuya koyup, kapagi açik bir sekilde bir saat kadar bekletikten sonra kullanabilirsiniz. Bu arada kremi buzdolabinda tutarsaniz kullanim süresini uzatabilirsiniz.

Categories: Genel Tags: , , , , , , , ,

Dirsek Kemigi Dirsek Kemik

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok

Önkol İskeleti

Dirsek Kemiği, Dirsek Kemik

Prizma biçiminde ve önkol iskeletinin içyanında olan bu uzun kemik, radius’un dışyanında ve ona paralel olarak bulunur.

Her uzun kemik gibi bir cismi ve iki ucu gözden geçirilmelidir.

Cismi; Ulna’nın cismi tamamiyle düz doğrultuda olmayıp, hafif olarak öne bakan bir konkavlık ve frontal plâna göre silik S şeklinde bir eğrilik gösterir. Bu eğriliğin üst konkavlığı içyana, alt konkavlığı dışyana, bakar. Üst bölümü alt bölümünden daha kalınca olan cismin üç yüzü ve üç kenarı vardır.

Yüzler; ön, arka ve içyan olarak üç tanedir.
Ön yüz; Bu yüzün 3/4 üst bölümü; dikine ve enine konkav olup, öbür alt bölümü; enine konveks ve üzeri pürtük-ülük gösterir. Bu yüzün yukarı bölümünde kemiğin foramen nutricium’u ‘ardır.

Arka yüz; Arkaya ve biraz dışyana lakan bu yüz, uzunluğuna, silik bir ibikle, dışyan ve içyan iki bölüme ayrılır. Bu bölümler üzerindeki yüzlere önkolun arka kaslarının bir kısmı ‘apışır.
İçyan yüz; Bu yüz bütün uzunluğunca nine konveksdir.

Kenarlar; ön, arka ve dışyan olarak üç tanedir.
Ön kenar; Bütün uzunluğunca enine konveks olarak kunttur.
Arka kenar; Hafif S biçiminde eğrilik gösteren bu kenarın üst ucu ikiye ayrılarak olekran’ın yanları ile uzanır.
Dışyan kenar;Orta bölümü ince ve keskin olan bu kenara piyeste kemiklerarası zarı yapışır. Bu kenarın yukarı ucu ikiye ayrılarak incisura radialis’in ön ve arka ucunda sonlanır.

Koronoid çıkıntı; Bu çıkıntı da dört yüzlü bir piramid şeklinde olup, tepesi koronoid gagası adı almaktadır. Yukarıya ve öne bakan taban, cismin ön kenarı ile bitişiktir. Üst yüzü yarımay çentiğin yarı alt ve ön parçasını yapar. Alt yüzü, kasların yapıştığı pürtüklülük göstermekte olup aşağı doğru gittikçe daralarak ön kenarla birleştiği yerde görülen pürtüklü kabartı, tuberositas ulnae adı alır. içyan yüzü kasların ve eklem kapsülü bağla­rının yapıştığı pürtüklülük gösterir. Dışyan yüz, büyük ekseni önden arkaya ve yukarıdan aşağıya eliptik ve konkav bir eklem yüzeyi gösterir ki radius’un başçığı ile iskelette eklemleşir. Bu yüzeyin ön ucu koronoid gagası ile birleşir. Arka ucundan cismin arka kenarına yukarıdan aşağıya ve önden arkaya doğru uzanan ibik, crista supinatoria adı alır ki aynı addaki kasın yapışmasına yarar.

Yarımay çentik; Olekran’ın ön yüzü ile koronoid çıkıntısının üst yüzünün birleşmesinden meydana gelir. Bu çentik üzerinde, bu iki çıkıntının yüzlerinin birleşme yerinde, bu yüzlere ait bir daralma görülür. Yarımay çentiğin içinde, bu çentiği iki yan yamaca ayıran dikine ve yine yarımay şeklinde kunt bir ibik görülür; bu ibik iskelette humerus’un makara boynuna, yamaçlarda makara boynunun yanlarındaki yüzeye uyar.

Alt uç
; Burada, biri dışyanda yuvarlak öbürü içyanda sivri iki çıkıntı vardır. Birincisi, ulna başçığı;
ikincisi, stiloid çıkıntıdır.

Ulna başçığı; Altı basık, düzensiz bir yuvar­laklık gösteren bir çıkıntı olup, çevresindeki dairenin 2/3 si kadar, yukandan aşağıya, dar bir silindrik yüz, gösterir. Ulna başçığının bu yüzü, iskelette radius’un incisura ulnaris’i ile eklemleşir. Başçığın basık olan alt yüzü piyeste ilk sıra bilek kemikleir ile kendi arasındaki discus articıdaris ile komşudur.

Stiloid çıkıntı; Ulna başçığının içyan ve arkasında konik bir çıkıntı olup, kunt olan ucuna, piyeste bilek ekleminin içyan bağı yapışır. Stiloid çıkıntı ile ulna başçığı arasında, arkada bulunan oluk içinde piyeste musculus extensor carpi ulnaris’in kirişi geçer.

Kemikleşme; Ulna, biri ilkel, ikisi ikincil üç noktadan kemikleşir. Birincisi kemik cismi içinde, fetal hayatın ikinci ayı başında meydana gelir. İkinciler kemik epifizleri üzerinde olup; olekran üzerindeki, 8 inci yaşta, ulna başçığı üzerindeki 6 ilâ 9 uncu yaşta görülürler. Bunların diyafizle birleşmesi 24 üncü yaşta sonlanır.

Kalp krizinin belirtileri nelerdir

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok

Kalp krizi damarın tam olarak tıkanmasıyla ortaya çıkan bir süreçtir. Kalp krizi sırasında başlayan göğüs ağrısı ise, tıkanan damar açılana kadar devam eder. Eğer tıkanan damar açılmazsa göğüs ağrısı 8-24 saat arasında geçebilmektedir. Göğüs ağrısının ortaya çıkması için damarın tam olarak tıkanması gerekmiyor. Damarın bir nebze bile tıkanması ağrılara yol açmaktadır.

Damarı tam tıkanmayan kişilerin ağrıları, tam tıkananlarınkinden farklı bir şekilde seyreder. Örneğin kişinin damarı tam tıkalıysa ağrı her zaman olur. Ancak damar kısmen tıkalı ise, kişi merdiven çıktığında, koştuğunda, yemek yedikten sonra hatta gece yatarken bile göğüs ağrıları başlayabilir. Bu tür ağrılar kısa sürede gelir geçer. 5 ile 7 dakika arasında ağrılarınız gelip geçer. Bu ağrıya anjina pectoris denir. Bu ağrılarda damar tam tıkanmamış ancak daralmıştır. Bu ağrıları bir insan hissediyorsa şanslıdır. Neden mi? Çünkü bir kısım insan bu ağrıları bile hissetmeyebilir ve kalp hastası olduğunu ancak kalp krizi geçirdikten sonra öğrenir.
Bu ağrıyı hissedenler doktora giderek, bir eforla ortaya çıkan göğüs ağrılarının sebebini kalp krizi geçirmeden öğrenebilirler.

Duyu Organlarimiz Nelerdir 5 Duyu Organi

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok

5 Duyu Organımız Hakkında, Duyu Organlarımız Nelerdir

Beş duyu organı; Görme, işitme, dokunma, tatma ve koku alma duyulan genellikle beş duyu olarak bili­nir. Bunlara istersek denge ve pozisyon (durum) duyusunu ekleyebiliriz. Görme duyusu gör­me (ışık) ve renk algılaması yapar. Koku duyusu ile hemen hemen altı bine yakın kokuyu al­gılarız. Alınan bütün duyular üst beyin merkezlerinde değerlendirilir.

Göz Duyu Organımız

Gözde dışta sklera denilen göz akı bölümü vardır. Gözün ortasındaki dairesel bölüm dı­şında bütün göz küresini kaplar. Gözün önündeki parlak bölüm korneadır. Korneanın orta­sında bulunan dairesel, renkli bölüm iristir. Ortada gelen ışığın miktarına göre daralıp genişleyebilen bir delik vardır. Bu göz bebeğidir ve irisin ortasında ışığın girmesini ayarlayan bir açıklıktır, iriste iki cins kas vardır. Bu kas gruplarından birisi göz bebeğini daraltırken diğeri genişletir, tris içerisindeki aynı renk pigmentin (boya maddesinin) varlığına ve miktarına gö­re değişik renklerdedir. Mavi gözlerde hemen hemen hiç pigment yoktur. Koyulaştıkça kah­verengiye kadar değişen renkler meydana gelir. Göz bebeğinin arkasında göz merceği bulu­nur. Göz merceği ince küçük lifçiklerle iki tarafından asılmış gibidir. Göz merceği ince ke­narlı bir mercektir. Çocukların göz mercekleri büyüklerinkine göre daha küreseldir.

Kornea ile göz merceği arasındaki boşluğa ön oda denir ve akköz humor denilen bir sıvı ile doludur. Ama göz küresini dolduran sıvı ise bundan daha kalın ve yoğun özelliktedir, vitröz humor adını alır. Ön odadaki sıvı sürekli yapılıp yıkılırken, arka odada bulunan sıvı do­ğuştan vardır. Miktarı artıp eksilmez. İkinci göz tabakası damar tabakadır. Koyu kahverengi renktedir. Gözün arkasından büyük görme siniri girer. Gözü beyne bağlayan sinir budur. Bu sinirden çıkan lifler sinir tabakasını oluşturur. Bu tabaka incedir. Sinir lifleri özel görme re­septörleri ile birlikte burada tabakalı bir yerleşim gösterir. Görme reseptöründe görme purpuru (fotokimyasal bir madde) denilen bir boya maddesi vardır. Meydana gelen fotokimya-sal reaksiyonlar daha sonra sinir uyan dalgalan halinde beyne kadar ulaşır.

Bazı kişilerde görme reseptörlerinin eksikliği ve tip değişikliğine bağlı olarak renk kör: Iüğü denilen durum meydana gelir. Genetiksel bir hastalıktır. Hemen hemen her zaman er­keklerde görülen bir hastalıktır. Kırmızı veya yeşilin tonlarının algılanmaması ile belirgin bir hastalıktır. Nadir bir renk körlüğünde ise mavi ve sarının tonlarının ayırt edilememesi söz konusudur.

Göz dibinin incelenmesi oftalmoskop denilen araçla sağlanır. Gözün kırma kusurların belirlenmesinde retinaskop denilen bir araçtan yararlanılır. Herhangi bir anda gözün göre­bildiği alan gözün çevresel görmesini belirler. Bu görme alanı perimetre denilen araçlarla be­lirlenir.

Gözün ışığın miktarına göre göz bebeğini daraltıp genişletmesinin yanısıra cismin uzak­lığına yakınlığına göre göz merceğini daraltıp genişletmesi mümkündür. Bu duruma uyum denir.

Göz çevresinde kaş, kirpik, gözkapağı, gözyaşı bezi ve göz yaşı kanalı gözlerin sağlığının korunmasından sorumlu yardımcı yapılardır. Göz yaşının fazlası göz kapağından buruna doğru uzanan ince bir kanalcıkla boşaltılır.

Eğer göz küresi normalden ‘ farklı genişlikte ise, göz merceği uyum yapamıyorsa (yani cisimlerin uzaklığına yakınlığına göre daralıp genişleyemiyorsa), gözün saydam kısmı matlaşmışsa, retinada haraplarına varsa, sinirde bir bozukluk varsa görme anormallikleri ortaya çıkar. Cismin görüntüsünün retinanın arkasında meydana gelmesi, yani göz merceğinin kin­ciliğinin azalmış olması yada göz küresinin enine uzunluğunun azalması hipermetropi denen duruma yol açar. Hipermetrop gözlerde ince kenarlı mercekler kullanılarak daha etkin gör­me sağlanır. Bunun aksi olur yani göz küresinin eni artar, yada göz merceğinin kırıcılığında artma olursa miyopluk meydana gelir. Miyopluğun düzeltilmesinde kalın kenarlı mercekler kullanılmaktadır.

Kornea veya göz merceği yüzeyinin düzensiz oluşu astigmatizm denen duruma yol açar. İşık ışınları değişik düzlemlerde değişik şekilde kırılırlar. Bunun sonucunda görme bulanır. Astigmatizm küresel merceklerle düzeltilir.

Günümüzde gözlük yerine kontakt lens (doğrudan kornea üzerine yerleştirilen plastik mercekler) lerde kullanılır. Günümüzde kontakt lensler çok gelişmiştir ve takan kişinin gö­zünde fark edilmez olmaktadır. Gözleri hareket ettiren kasların uyumlu çalışmaması şaşılık denen duruma yol açar. Eğer göz küreleri burna doğru kayıyorsa içe şaşılık, dışa doğru kayı­yorsa dışa şaşılık denir. Şaşılık tedavisine mümkün olduğunda erken yaşta başlanılmalıdır. Göz hastalıkları dalında uzmanlaşmış tıp dalına oftalmoloji, bu konuda uzmanlaşmış hekime ise oftalmolojist denir. Diğer ülkelerde sadece gözlük camlan ve kırma kusurları konusunda eğitilmiş yardımcı sağlık personeli de vardır.

Bel soğukluğu, frengi gibi hastalıklar gözlerde iltihaplanmalara ve körlüklere neden olabilir. Gözün en sık görülen yangısına konjuktivitis denir. Bunun bir cinsi yüzme havuzla­rında kirli sulara bağlı olarak ortaya çıkar. Göz zarlarının kızarması, şişliği ve kanlanması ile belirgin bir hastalıktır. Göz kapaklarındaki küçük salgı bezlerinin iltihaplanması arpacık ola­rak bilinen duruma yol açar.

Göz hastalıklarının en tehlikelilerinden birisi glokomdur. Körlük tehlikesi çoktur. Ön odacığı dolduran saydam sıvının sürekli yıkılıp yapıldığını belirtmiştik. Bu sıvının aşın yapılması göz içi basıncının artmasına neden olur. Bu durum tonometre denilen özel bir araçla göz içi basıncının ölçülmesiyle belirlenir. Glokomlu hastalarda önce çevresel görme azalır. Yani hekimlerin deyimi ile görme alanı daralır.

Glokomut süregen hali genellikle ağrısızdır. Belirti vermez. Milyonlarca kişi gizli glokomludur ki bunların 100.000-150.000 de bir körlükle karşılaşma olasılığı vardır. İvegen tip nadirdir. Ağrılı bir durumdur. İleri ülkelerdeki körlüklerin % 15-20 sinden glokom sorumlu­dur. Glokomda erken tanı ve tedavi çok önemlidir.

Göz merceğinde matlaşma ve beneklenme odaklarına katarakt denir. Gebelik sırasında annenin kızamıkçık geçirmesi bebekte de katarakta neden olabilir. Genellikle büyük oranda 50 yaşın üzerindekilerde görülür. Kataraktın erken belirtileri arasında yakın ve uzak görme­nin bulanması, cisimlerin eğimli görülmesi, çift görülmesi gibi durumlar sayılabilir.

Göz zedelenmelerine bağlı olarak korneanın saydamlığını yitirdiği de sık görülür. Gü­nümüzde ölülerin kornealarının alınarak başka insanlara nakledilmesi sayesinde bir çok kişi net görme şansına kavuşabilmektedir.

Bazı travma ve darbeler sinir tabakanın damar tabakadan ayrılmasına neden olur. Bu ayrılma sonucunda arada sıvı birikir. Bu sıvı biriktikçe ayrılma devam eder. Sonunda bütün sinir tabakanın tahrip olmasına yol açar. Gözün arkadan yaklaşılarak şiddetle ovulması, göze darbe vurulması bu ayrılma ve yırtılmalara neden olabilir.

Gözümüzün sağlığını nasıl korumalıyız?

1. Düzenli aralıklarla gözümüzü muayene ettirmeliyiz.
2. Her çocuk okula başlamadan önce göz hekimine götürülerek göz muayenesi yaptırılmalıdır. Blue çağında, çocukluk dönemlerinde ve erken yetişkin dönemlerde göz muayene­leri daha sık yapılmalıdır.
3. Göz bebeği aşın büyük, gözleri dışarı çıkık, gözlerinde kayma olan çocuklar mutlaka göz hekimi muayenesinden geçirilmelidir.
4. Yakın çalışma yaparken her yatım saatte bir gözler dinlendirilmelidir.
5. Gözlerde daima güvenilir mercekler kullanılmalıdır.
6. 40 yaşından sonra gözler kırma kusurları ve göz basıncı yönünden düzenli olarak mu­ayeneden geçirilmelidir. Bu hiç olmazsa bir iki yılda bir yapılmalıdır.
7. Parlak bir ışıktan kaçınmalı, omuzdan gelen aydınlatma altında okumalı ve yazmalı­dır.
8. Gözler parlak güneş ışığından korunmalıdır.
9. Doktor vermedikçe gözlerin parlaklığını artırdığı ileri sürülen kozmetik sıvılar ve göz damlaları kullanılmamalıdır.
10. Eğer gözlerdeki kaşıntı bir günden fazla sürüyorsa mutlaka hekime başvurmalıdır.
11. Kirli eller gözlere sürülmemelidir.
12. Gözler üzerine darbe vurulmamalı, gözlerin ovulması ve bastırılması biçiminde şaka yapılmamalıdır.
13. Göz ağrıları bir günden fazla sürerse hemen hekime başvurmalıdır.
14. Görme etkinliğindeki azalmalarda mutlaka göz muayenesi olmalıdır.
15. Gözlük alırken bekimin sorularına doğru cevap vermeli, cisimleri büyüten değil net gösteren gözlükler alınmalıdır.
16. İşportada satılan rastgele gözlükler kullanılmamalıdır.

Categories: Genel Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Ot Diyeti

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok
OT DİYETİ

Hedef: Haftada 3-4 kilo.
Günlük kalori: 600 Kcal

Lifli besinlere dayalı bu diyet yeşilliklerle de destekleniyor. Bu diyette acıkınca tüketilebilecek tek şey bol su. Su dışında her türlü içecek kesinlikle yasak.
Genel bir diyet/zayıflama programı olarak diyetisyenler tarafından tercih edilmeyen bu düşük kalorili diyet tekrarlı olarak uygulanmamalıdır

BU DİYETİN GÜNLÜK MENÜLERİ

1. GÜN
Sabah : Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.
Öğle : Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.
Akşam : Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.

2. GÜN
Sabah : Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.
Öğle : Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.
Akşam : Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.

3. GÜN
Sabah : Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.
Öğle : Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.
Akşam : Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.

Categories: Genel Tags: , , , , , , , ,

FINDIKLI KURABİYE TARİFİ

Perşembe, 30 Eyl 2010 yorum yok

Salatalar tarifleri, Salatalar hazırlanışı,Yemek Tarifleri,Resimli Yemek Tarifleri,
FINDIKLI KURABİYE TARİFİ
MALZEMELER:

4 su bardağı un
1 adet yumurta
1 çorba kaşığı kakao
100 gram pudra şekeri
250 gram margarin
1 paket vanilya
100 gram ince çekilmiş fındık
1 adet yumurta akı

Yapılışı: Margarini eritmeden pudra şekeri ile yumuşayıncaya kadar çırpın. Yumurtayı da ilave edip biraz daha çırptıktan sonra unu, kakaoyu ve vanilyayı da ekleyip iyice yoğurun.

Ceviz büyüklüğünde parçalar elde ederek avuç içinde yuvarlayın. Önce çırptığınız yumurta akına sonra da kıydığımız fındığa bulayın.

Önceden dibini hafif yağlayıp yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye dizin. Orta ısılı fırında pişirin. Fırından çıkartıp soğuduktan sonra servis yapın.