3 Günde Kilo Verdiren Gürkan Kubilay Diyeti

Perşembe, 26 Oca 2012 admin yorum yok


Yaza istediğiniz bir formda mı girmek istiyorsunuz ? Plajlarda güzel mi görünmek istiyorsunuz ? o zaman doğru yerdesiniz. Sayın Dr.Gürkan Kubilay’ın meşhur 3 günde kilo verdiren diyet programını sizlere açıklıyoruz. Bu diyeti uyguladıktan sonra yaza istediğiniz formda girebileceksiniz. Bu diyeti öğün öğün, düzenli bir şekilde tatbik etmeniz gereklidir.

İşte o meşhur Dr.gürkan Kubilay 3 günde kilo verdiren diyet:

1. GÜN
Sabah: bir dilim buğday ekmek, bir dilim salam, bir kibrit kutusu kadar örgü peyniri ve bir bardak papatya çayı.
Ara: 10:00 – 10.30 arası 3-4 dilim ananas.
Öğlen: içerisinde turp, havuç ve maydanoz olan yağsız bir salata ile birlikte sadece dört adet köfte.
Ara: 1 adet poğaça alınacak.
Akşam: birer tabak olacak şekilde, taze fasülye, bulgur pilavı ve cacık.

2. GÜN
Sabah: bir bardak taze sıkılmış portakal suyu, bir dilim buğday ekmek, bir adet haşlanmış yumurta, bir miktar domates ve salatalık ilave edilerek kahvaltı yapılır.
Ara: 4-5 adet ceviz içi
Öğlen: bir dilim buğday ekmeği ile birlikte bir kase domates çorbası içilir.
Ara: yarım tabak olacak şekilde sütlaç tatlısı veyahut bir adet ayva da olabilir. İkisi birbirinin yerine geçebilir.
Akşam: yağsız çoban salatası ve levrek buğulama yapılıp yenir.

3. GÜN
Sabah: bir bardak süt, bir miktar yulaf gevreği ve mısır.
Ara: sadece bir avuç fıstık. Aşırıya kaçmamalısınız.
Öğlen: öğlen saati girdiğinde istediğiniz bir şeyi yiyebilirsiniz veya diğer günlerdeki ara öğünlerden de istediğinizi yiyebilirsiniz.
Ara: bir adet yeşil elma yada bir küçük kase yoğurt olabilir.
Akşam: Domatesli makarna iyi gider.

Bal ve Tarçın Neye İyi Gelir?

Salı, 29 Kas 2011 admin yorum yok

BAL VE TARÇIN NEYE İYİ GELİR

Bal ve tarçın her hastalığa deva bir karışımdır. Bal yıllardan beri bilinen faydalı bir besin kaynağıdır ve herhangi bir yan etkisi de yoktur. Çok tatlı olmasına rağmen şeker hastalarının dikkatli bir şekilde tükettiği halde dahi yararı mevcuttur. Bal ve tarçın karışımı hemen hemen her derde deva olmakla birlikte aşağıda vereceğimiz çeşitli karışımlar olacaktır.

Artrit ( eklem hastalığı ) şifalı bitkiler:

İki ölçek ılık su ile birlikte bir ölçek bal karıştırılır, üstüne bir çay kaşığı tarçın konur. Kıvamlı bir hale gelince vücutta ağrıyan yere mümkün olduğunca yayılarak sürülür. 3 – 4 dk içinde ağrının ortadan kalktığını görebileceksiniz. Artrit hastalığı eklem ağrıları olarak bilinir ve ciddi durumlara sebebiyet verebilir. İleriki safhalarda ameliyat bile gerçeştirmek durumunda kalınılabilinir.
Bir bardak sıcak suya bir çay kaşığı tarçının toz halini koyup birde iki kaşık bal ilave edilirse müthiş şifaya sebebiyet olur. Düzenli kullanım sonunda kronik Artrit hastalarına iyi gelir.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendiren şifalı bitkiler:

Bal bir çok demir ve vitamin yönünden zengin bir besindir. Bal ile birlikte tarçın vücudu zinde tutar, bünyeyi virüs saldırısına karşı korur ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

Diş ağrısı şifalı bitkiler:

Beş tatlı kaşığı bal ile bir kaşık tarçını karıştırıp, ağrıyan dişe tatbik edilirse diş ağrısı geçecektir. Günde 3 kere uygulanmalıdır.

Hazımsızlığa karşı şifalı bitkiler:

İki kaşık balın üstüne toz tarçın serperek atılırsa ve yemeklerden önce alınırsa vücutta asidin oluşumuna mani olur, hazımsızlığa karşı çok iyi gelir.

Kansere karşı şifalı bitkiler:

Kanser olarak özellikle mide kanseri ve kemik kanseri olan hastalarda günde bir kaşık bal ile birlikte bir kaşık tarçın karıştırılıp bir ay süresince günde sadece üç kere yenildiğinde şifası olduğu söylenmektedir.

ZAYIFLAMA KEMERİ

Cuma, 25 Kas 2011 admin yorum yok

ZAYIFLAMA KEMERİ

Zayıflama kemerinin amacı, kilo vermek isteyenlerin diyet yaparak bu isteklerini gerçekleştirirken; bu diyet ve/veya egzersizlere destek olması açısından faydası var olduğu söylenmektedir. Temel çalışma şekli olarak vücudun metabolizmasını hızlandırmasıdır. Bu işlemi kalça ve bel bölgesinde bulunan yağ hücreleri ve tabakalarının giderilmesinde, çözümünde etkilidir.

zayıflama kemeri

zayıflama kemeri

ZAYIFLAMA KEMERLERİ FAYDALARI:

Zayıflama kemerlerinin uyguladığı yöntem bölgesel zayıflama olarak geçer ve göbek bölgesi ve basenlerdeki yağlardan, fazlalıklardan kurtarır. Bayanların en çok seçip kullandığı ürünlerden birisidir.
Kemerlerin çalışma prensibi olarak takıldığı bölgede titreşim vererek bir sıcaklık derecesine ulaştırıp basınç uygular. Sıcaklığın faydası ise basen, göbek ve kalçadaki yağ hücrelerini çözerek vücuttan dışarı daha kolay atılmasında faydası vardır.
Zayıflama kemerlerinde bir diğer faydası ise kasları uyarıp kaslarda bulunan yağı yakmasını da sağlar. Yağ yakımı sırasında hız çalıştığından dolayı terleme ve ısı yapacak, böylece metabolizmanın hızlanmasını sağlayacak.
Varisli bölge ile direk temas ettirmeyiniz. Kullanım talimatlarında yazmıyorsa günde maksimum 2 kez yapmanız daha doğru olacaktır. Kalça, sırt, bel bölgelerine de tatbik ettirebilirsiniz. Farklı işlemler olduğu için üzerinde bulunan mod tuşları ile ayar yapabilirsiniz.
Ürünün hijyen açısından önemi de vardır ve kişiye ait bir kullanımdır. Başkasının kullanması hijyen olarak sağlıklı olmaz. Uzun süreli kullanmanız önerilmez çünkü çok çalıştıkça ısınabilir.
Aynı zamanda bölgesel zayıflama yöntemlerinden destek amacıyla faydalanabileceğiniz bir araçtır.

ZAYIFLAMA KEMERLERİ ZARARLARI:

Zayıflama kemerlerinin şu ana kadar herhangi bir zararı olduğu ortaya çıkmamıştır. Ya kullanım hatasından kaynaklanan zararlar ortaya çıkmıştır yada markası olmayan, kaçak olarak ülkemize getirilen, adi malzemeden yapılan ürünlerin kullanımı sonrası oluşmuştur. Garantisi olmayan zayıflama kemeri kullanmamalısınız. Faturalı ve garantili muhakkak olmalıdır. Sağlıklı bir zayıflama yöntemidir. Talimatlara göre uygun bir şekilde kullanıldığı takdirde faydasını görebilirsiniz.

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNE NE İYİ GELİR

Çarşamba, 23 Kas 2011 admin yorum yok

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNE NE İYİ GELİR

D vitaminin vücut içerisinde ki kemiklerin, kemiklerdeki gelişime etkisi büyüktür. Güneş ışığı en doğal ve iyi d vitaminidir. D vitamini eksikliğini gideren ve d vitamini eksikliğine iyi gelen şeylerden bir tanesi de D vitamini içerikli besinlerdir. D vitamininin % 92 – % 96 güneş ışını etkisi ile deride sentezlenir. Bebeklerde D vitamin eksikliği de sık görülmektedir. Bunun sebebi anne süründe ki D vitamin eksikliğindendir. D vitamini yağ içerisinde eriyen bir vitamin. Bağırsaklarda bulunan fosfor ile kalsiyumun emilmesinde yardımcı görevi görür.
Bu tesirleri ile kan düzeyinde bulunan kalsiyum ve fosforun düzeylerinin normal seviyelerde bulunmasını sağlar ve kemiklerin güçlenmesinde önemli bir role sahiptir. Kasların fonksiyonları ile vücudun savunma mekanizmasına da katkısı vardır.

D Vitamini Eksikliği Nedenleri:

Güneş enerjisi yetersizliği ile gıdalardan yeteri kadar D vitamini alamama.
Bağırsaklarda, D vitamini emiliminin az olmasından dolayı.
Karaciğerde ve Böbreklerde yeteri kadar aktif olarak forma dönememesi diyebiliriz.
D vitamini eksikliğinde özelliklede kan kalsiyum ve fosfor seviyesinin düşük olmasıyla birlikte raşitizm denilen ve çocuklarda kemik yumuşaması olarak geçen; birde osteomalazi ye sebebiyet ( erişkinlerde kemik yumuşama ) verir.

D vitamini Hangi Besinlerde Bulunur:

Tereyağı, balık yağı, yumurtanın sarısı, süt ve süt ürünlerinde, peynirde, ton balığında, sardalya balığı ile somon balıklarında D vitamini yoğun olarak bulunur. Vücuda değen güneş ışığı, vücutta büyük oranda D vitaminini üretir. Vücudun sahip olması gereken güneş ışını ile alınan D vitamini %82 dir. Geri kalan %18 besinlerle veya gıdalarla sağlanabilir.
Esmer tene sahip kişiler mümkün olduğunca daha fazla güneşlenmesi gerektiğini uzmanlar söylerler. Beyaz tenli kişiler ise fazla kalmaması ve en fazla 15 dakika kalabilirler. Kumral tenlilerde bu oran ise %30 dur.

ZATÜRRE TEDAVİSİ

Pazartesi, 21 Kas 2011 admin yorum yok

ZATÜRRE TEDAVİSİ

 

ZATÜRREYE NE İYİ GELİR

Kış geldiği zaman en ciddi olan hastalıklardan biri zatürredir. Tedavisi iyi gerçekleştirilmediği takdirde ölüme yol açabilecek oranda ciddi bir hastalıktır. Amerika da yapılan bir araştırma sonucu ölüme sebebiyet veren hastalıklar sıralamasın da altıncı sırada bulunmaktadır.

ZATÜRRENİN ORTAYA ÇIKIŞI

Akciğerlerden kaynaklanır. Akciğerde olan hava keseleri iltihap ile dolu olan sıvı ile dolar. Akciğerin görevlerinden bir tanesi olan oksijenin alış verişidir. Bu fonksiyon bozulduğu zaman kanda ki oksijen seviyesi düşer. Böylece ciddi ölümlere sebebiyet verebilir.

ZATÜRRE NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

İlk önce doktor kontrolüne gitmek gereklidir. Zatürre tedavisinde antibiyotikler sıklıkla kullanılır. Ateş, ağrı için parasetamol, nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar v.b kullanılıyor. Zatürre geçiren hastanın kanında oksijen seviyesi düştüğü an, hastaya oksijen tedavisi önerilmelidir. Genç hastaların iyileşme oranı daha yüksektir ve 1 hafta sonra ayağa kalkabiliyorlar. Orta yaş hastaların iyileşme zamanları ise haftalar sonra olabilir. Bu tamamen vücudun dinçliğine ve bağışıklık sistemine de bağlıdır. Zatürre hastalığı grip rahatsızlıklarında çıkabilir yada sonrasında çıkabilir; bu sebeple grip aşısı yaptırmak da bu zatürre hastalığından kişiyi koruyabilir. Grip aşıları yılda 1 kere ve sonbahar mevsiminde yapılır.

ZATÜRRE İÇİN BİTKİSEL TEDAVİ:

Bitkisel tedaviyle zatürre hastalığının tedavisine yardımcı olabilirsiniz. 4 bardak su içine 1 tutam pelin, 1 çorba kaşığı ıhlamur, 1 çorba kaşığı papatya çiçeği (kuru olmalı), 15 dk kaynattıktan sonra süzmelisiniz. Günde 3 tertip şeklinde 1 çorba kaşığı içilmelidir. 4 su bardağına sirke konulur ve ısıtılır. Yünden yapılmış bezler bu suyun içine batırılır ve hastanın ayaklarına dolandırarak iyice sarılır. Kuruyunca aynı işlemler tekrar yapılır. 1 çorba kaşığı limon suyu ile 3 çorba kaşığı öz zeytinyağı karıştırılır ve günde bir kere içilir. Sabahları 1 çorba kaşığı kaz yağından içilirse hem tedavide yardımcı olur hem vücudu korur. Burada bulunan zatürre tedavisinde bitkisel yöntemler Sayın Ahmet Maranki’nin zatürre tedavi yöntemlerinden ve kürlerinden derlenerek toplanmıştır.

Migren Tedavisi – Migrene Ne İyi Gelir

Çarşamba, 16 Kas 2011 admin yorum yok

Migren Tedavisi

Migren rahatsızlığı ciddi anlamda sert ataklarla gelişen ve baş ağrısının yanında bulantı, baş dönmesi, kusma, ışık hassasiyeti, ses hassasiyeti ve duygusal çöküntü ile birlikte gelişir. Migren ağrıları yüzün yarısında başladığı gibi bazen enseden bazen gözden başlayabilir. Ağrının yeri belli olmayabilir. Ağrıların süresi saatlerce hatta günlerce bile sürebilir. Migren hastalarının bir çoğunda göz önünde siyah benekler belirir, konuşmada zorluk çekebilirler, ağrının sert ataklarında karanlıkta olmayı isterler..

Migren hastalığını oluşturan faktörler:

Migren hormon bağlantısı: Herşeyin başı stres. Stres migren oluşumunda en önemli faktörlerden biridir. Kadınlarda hormonlarındaki değişikliklerinden dolayı migren artabilir veya çıkabilir. %80’inde atakların adet döneminde daha çok çıktığı ve şiddetinin arttığı söylenmektedir. Adet dönemindeki migren ağrısının normal migren ağrısından daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır.
Migren diyet bağlantısı: Gıdalarda bulunan bazı maddelerden dolayı migren ağrıları ortaya çıkabilir ve migren ağrısını tetikleyebilir. Nedeni damarların genişlemesidir. Bir diğer enfekte maddelerde direk yolla ağrıya sebebiyet verebilir. Bunlara örnek verecek olursak kafein, nikotin olabilir..

Migrene Ne İyi Gelir?

Migren uyku bağlantısı: Çok uyumak yada az uyumak, uyuyamamak migren ağrısını artırabilir.
Migren iklim değişikliği bağlantısı: Migren hastaları iklim değişikliklerinden etkilenebilir. Bazı ağır parfüm gibi kokular migreni tetikleyebilir, sigara dumanı migren ağrısını tetikleyebilir.

MİGREN BİTKİSEL TEDAVİSİ

Burada bazı kaynaklardan alıntılar olacaktır. Bazıları Ahmet Maranki migren bitkisel tedavisi altında alınan kaynaklardır.
Migren ağrılarında soğuk, kahvesi bol bir kahvenin içilmesi önerilir.
1 bardak sıcak suya 5-15 gr kedi otu atılır ve 12 dk bekletilir. Yemeklerden önce günde 3 fincan alınması uygundur.
Defnenin tohumu toz oluncaya kadar dövülür ve 6 gr bal ile karışım yapılır. Yenir.
1 bardak suyun içine 3 gr anason konur ve 9 dk demlemeye bırakılır. Bu yapılan çaydan günde 2-3 fincan içilmesi önerilir.

Gribe Ne iyi Gelir

Çarşamba, 16 Kas 2011 admin yorum yok

Gribe Ne iyi Gelir?

Gripten korunmanın birden çok yolu vardır.Çeşitli ilaçlarla, bitkisel yöntemlerle v.b bir çok yöntemlerle korunabiliriz.Soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklardan korunmanın en önemli yolu, kuvvetli bir bağışıklık sistemine sahip olmaktan geçer.Bağışıklık sistemimizi çok iyi oluşturmamız gerekir.
Bağışıklık sistemimizi güçlendirebileceğimiz yöntemlerden bir tanesi natürel bağışıklığımızı artıran ve koruyan güçlendiricilerdir.Bununla birlikte bolca su tüketmeliyiz.Vücudumuzun su ihtiyacını en iyi şekilde karşılamalıyız.En az 6-8 gün yatarak dinlenmeliyiz ki gribin vücudumuza vereceği hasarı minimize edelim.

Gripten korunmanın yolları

Bağışıklık sistemimize en büyük etkiyi olumsuz hava koşulları ve stres yapmaktadır.Özellikle stres bağışıklık sisteminizi yavaşlatır ve böylece zayıflamasına sebebiyet verir.Aklınızdaki olumsuz fikir ve düşünceleri uzaklaştırmalısınız.Bağışıklık sisteminizi artırmak istiyorsanız olumlu düşünmelisiniz.Vücudunuzu sıcak tutmalı,soğuktan kaçınmalısınız.Aşırı terlemeyeceksiniz.Aşırı terlediğiniz vakit vücudunuzun ısısı düşecektir.Kısa bir yürüyüş çok iyi gelecektir,enfeksiyonun olduğu yere akyuvarlar daha hızlı gelir.Hazımsızlık yapan gıdaları terk etmelisiniz.Özellikle bu dönem içinde.Süt ve süt ürünleri,az yağlı yiyecekler,taze ve iyi yıkanmış sebze ve meyveler yenmeli.Tavuk çorbası gribe ve soğuk algınlığına iyi gelir.Sıcak bir tavuk çorbası içilirse burundaki salgı üretimi artacak,böylece sümkürme ve hapşırmayla mikropları atarsınız.Su buharları ile odanızı nemlendirmekte fayda sağlayacaktır.

Soğuk algınlığı ve gribin belirtileri,korunma yolları:

Gribin diğer bir varyasyonu soğuk algınlığıdır. Soğuk algınlığı ile grip arasındaki birkaç temel fark vardır. Grip soğuk algınlığından bir üst seviye ciddi anlamda hastalıktır. Soğuk algınlığının tedavisi daha kısa sürede sürer ve ilaçlara bile gerek kalmayabilir. Gripte daha uzun süreli tedavi gerektirebilir ve genelde daha uzun sürer.
Soğuk algınlığının belirmesinde çeşitli virüsler neden olur ve üst solunum yollarında enfeksiyon şeklinde ortaya çıkar.Soğuk algınlığının belirtileri burun tıkanıklığı,boğazda şiddetli ağrı ve hapşırma ile birlikte hapşırma hissi.
Grip hastalığında ise öksürük,kaslarda ağrı,baş ağrısı,vücutta halsizlik,ateş gibi belirtilerle ortaya çıkar.Akut bir rahatsızlıktır.Gribi çoğu insan pek önemsemez ancak ciddi rahatsızlıklara sebeiyet verip kişinin ölümüne bile sebep olabilir.Soğuk algınlığında yüksek ateş ile hastanın psikolojik durum bozukluğu gözükmez ancak gripte bu belirtiler ön planda olabilir.
Grip hastaları daha çok ağırlaşırsa ve durum ciddiyetleri artarsa iğneli tedaviye gidilebilir. Grip aşılarını gripli iken yaptırmanın bir anlamı yoktur. Aşı gribe karşı bir antikordur ve grip bulaşsa bile atlatılması daha kolay olur.

Soğuk algınlığına ve gribe karşı bitkisel tedavi:

Ekinezya: Ekinezya bitkisi vücut direncini artırdığı gibi bağışıklık sisteminide kuvvetlendiriyor.Çay veya tablet formunda kullanılabilinir.Sık kullanılmamalıdır.15-25 günlük kullanımdan sonra bir süre kullanılmamalıdır.
Bazı kişilerde alerjiye neden olabilir.
Kullanırken kimyasal ilaçlarla etkileşimine dikkat ediniz.
Umklaoba: Güney afrikada yetişir.Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede yardımcı olur.
Nane limon kaynatıp içebilirsiniz ki bu gribal enfeksiyonlarda ve soğuk algınlıklarında ciddi derecede kişiyi rahatlatır.
Zencefil ile balı macun şeklinde karıştırıp yapabilirsiniz.Bu bitkisel tedaviyide yıllardır kullanan insanlar var ve öksürüğe iyi geldiği,vücut direncini çok iyi şekilde artırdığı söylenmektedir.
Zencefil çayı soğuk algınlığına iyi geldiği söylenmektedir.Yapımı için;taze zencefilin kökü dilimlenip alüminyum olmayan kabın içine atılır.Bu alüminyum kap içerisine 2 bardak su konur.Kabın ağzını kapatıp 20-25 dk kaynatılır. Kaynadıktan sonra yarım limonu kesip yarısının suyunu sıkabilirsiniz.Tadı çok ekşi olursa içine bal koyup tatlı olmasını sağlayabilirsiniz.
Bol bol portakal ve mandalina gibi c vitamini bol meyveler yemelisiniz..
Çinko minerali de bağışıklığı güçlendirir.
Burada adı geçen bazı bitkisel tedaviler Ahmet Maranki bitkisel tedavi yöntemlerindende derlenmiştir.
Bağışıklık sistemini kuvvetlendiren ilaçları rasgele ve gelişigüzel kullanmamalıyız.Yan etkilere sebebiyet verebilir.Bu yüzden doktor kontrolünden geçmeli ve doktorunuza danışmadan hareket etmemelisiniz.

Selülit Nasıl Geçer?

Salı, 06 Eyl 2011 admin yorum yok

Selülit Nasıl Geçer?

Neredeyse tüm kadınların ortak sorunlarının başında selülit problemi geliyor. Ve doğal olarak da selülit nasıl geçer sorusu gündemdeki yerini koruyor. Kadınlar sürekli olarak selülit tedavisi yönetmlerini araştırıyor. Selülite ne iyi gelir sorusunun cevaplarını arıyorlar… İşte biz de bugünkü yazımızda selülit problemine ve selülit tedavi yöntemlerine değineceğiz.

Selülit Tedavisi

Hollywood’un en ince vücutlu yıldızlarını bile etkileyen selülit problemi 100 kadından 90′ının ortak kabusu.

Dünyanın en ünlü dermatologları arasınra gösterilen Dr. Horward Murad’a göre; selülitlerle baş edebilmenin en etkili yolu kapsamlı bir program uygulamak. Dr Murad’ın selülit problemine özel kitabından size rehberlik edecek önemli noktalar aşağıda…..

Selülit Egzersizleri

Cevabı aslında çok basit. Dr. Murad’ a göre erkili bir sonuç için, sadece kremlele yetinmeyip, beslenmemize dikkat etmeli, düzenli egzersiz yapmalı ve daha az stresli bir yaşam biçimiyle, kapsamlı bir program uygulamalıyız. Çünkü selülit, hormonal değişimler, genetik yatkınlıki dolaşım bozukluğu, stres, dengesiz beslenme gibi bir çok etkenin sonucunda ortaya çıkan bir cilt problemi.

Adım Adım Selülitlere Çözüm Programı

1. Hedeflerinizi yazın ve kafanızda hayal edin.
2. Selülitlerinizi değerlendirip derecesini tanımlayın.
3. Beslenmenizi inceleyin. Alışverişe gidin. Selülitleri önleyecek yiyecekleri olabildiğince fazla tüketmeye çalışın ve zararlı yiyecekleri hayatınızdan çıkartın.
4. Sabah-akşam günde iki kez selülit kremlerinizi mutlaka uygulayın.
5. Düzenli egzersiz yapın. Bol bol yürüyün.
6. Stresi azaltmak için yaşam şeklinizi değiştirmeye çalışın.
7. Bol bol su için.

Sizin Selülitiniz hangi seviyede?

1. Seviye: Dışarıdan belli olmayan sıkıldığında görünen.
2. Seviye: Cildin yüzeyinde sıkılmadan belli belirsiz çukurlanma görünen.
3. Seviye: Dışarıdan ileri derecede çukurlanma ve çökme görünen.
4. Seviye: Bariz çukurlanma ve çöken bölgelerde çizgilenme görünen ve zaman zaman ağrı yapan.

Selülit Diyeti

Selülit sorunu ile karşılaşmamak için, aşağıdaki yiyeceklerden uzak durmanızda, yada en azından az tüketmenizde fayda var.

• Yağlı kırmızı et, sosis, söğüş etler vs.
• Kümes hayvanları ve balığın kızarmış hali
• Kızarmış yiyecekler (sebzeler dahil)
• Tam yağlı yoğurt, süt
• Şeker, şekerle tatlandırılmış meyve jöleleri ve reçeller
• Soda ve kola (şekerli ya da şekersiz), meyve suları
• Konserve sebzeler (domates ürünleri dışında)
• Beyaz ekmek, beyaz makarna, beyaz pirinç, krakerler, beyaz veya işlenmiş undan yapılan unlu gıdalar, rafine baklagiller
• Tereyağı, mayonez

Selülit tedavisi esnasında sıklıkla tüketmeniz gereken, selülite iyi gelen yiyecekler:

• Fasulye, mercimek, bezelye
• Soyalı yiyecekler (soya fasulyesi, tofu)
• Tavuk, hindi (derisiz), balık (fırında, ızgara)
• Yumurta beyazı
• Soya sütü (kalsiyum eklenmiş), yağsız süt
• Yağsız sade yoğurt veya soya yoğurdu
• Keten tohumu
• Tüm meyve ve sebzeler
• Kuru meyveler, yemişler
• Zeytinyağı

Dr. Murad selülite tedavisi hakkında şöyle söylüyor:

Selülit, yaş ve kilodan bağımsız olarak kadınların %90’ını, çatlaklar ise; ergen yaştaki kadınların %70’ini ve hamile kadınların %90’ını olumsuz yönde etkiler. Selülit ve çatlaklar artık hayatın kaçınılmaz birer parçası değil.

“Araştırmalarım gösteriyor ki; selülit ve çatlakları tedavi etmek istiyorsak, yağ yakmaya değil cildi onarmaya odaklanmamız gerekiyor. Sadece cildin ihtiyacı olan nemlendirici ve hücre koruyucu besinleri alarak cildimizi onarabilir, nemlendirebilir ve canlandırabiliriz; inatçı yağ hücrelerini bu sayede cildin yüzeyinden geri iterek görünmez olmaya zorlayabilir ve orada kalmalarını sağlayabiliriz.”

Oruç tutarken sağlıklı beslenmek

Çarşamba, 03 Ağu 2011 admin yorum yok

Oruç tutarken sağlıklı beslenmek

 

Sağlıklı ve dengeli beslenmek hayatımız boyunca büyük önem taşıyor. Ancak Ramazan ayında, bunu sağlamak zorlaştığı gibi, önemi de artıyor. Ramazan ayında sağlıklı beslenmek, hem ibadet edebilmeyi kolaylaştıran hem de sağlığımızı kaybetmemizi engelleyen bir olgu. Bu sebeple, bu ay yediklerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Bugün sizin için derlediğimiz bu yazıda da ramazanda oruç tutarken nasıl beslenilmeli sorusunun cevabını sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.

Ramazan ayı bazı kurallara dikkat edildiğinde sağlık getiriyor. Oruç tutanların şeker depoları azalıyor, kanlarındaki yağ oranı düşüyor, bağışıklık sistemleri güçleniyor. Mideleri küçüldüğü için daha az yiyerek doyduklarından, kilo bile veriyorlar.

Bugün Ramazan ayının ilk iftar sofrası kurulacak. Peki, sağlığınız için iftarda neler yemeniz gerektiğinizi biliyor musunuz? Bu yazı dizisinde, Türkiye’nin en iyi uzmanları şu sıralar en çok merak edilen soruları yanıtladılar. ‘Kalp hastaları, diyabetliler, hamileler oruç tutabilir mi?’, ‘İftar sofrasının yasaklı gıdaları neler?’, ‘Sahurda neler yenmeli?’ tüm bu soruların yanıtlarını, oruç tutarken ağız kokusundan kurtulma yollarını, çok acıkanların neler yapması gerektiğini ve açlığın getirdiği stresten korunma yöntemlerini uzmanlar anlattı. Oruç tutarken vücudunuzu forma sokmanız da mümkün; ideal iftar ve sahur mönüsü örneklerini diyetisyenler hazırladılar. Doç. Dr. Mesut Başak, Diyetisyen Taylan Kümeli, Doç. Dr. Feryal İlkova, Prof. Dr. Saide Aytekin, Doç. Dr. Kemal Sayar, Prof. Dr. Koptegel İlgün, Ramazan’ın vücudumuz üzerindeki etkilerini anlattılar. Ramazan’ı sağlıklı şekilde geçirmenin formülü bu yazı dizisinde.

Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mesut Başak, orucun insan vücudunda yaptığı değişimi anlattı. Orucun risklerinden kaçıp avantajlarından yararlanmanın yollarını Doç. Dr. Mesut Başak’a sorduk…

Oruç tutmanın vücudumuz için yararları neler?
Oruç, vücuttaki kan şekerinin normal seviyelerde tutularak, alt sınırlara yaklaşması anlamına geliyor. Tıp dünyasının ‘Metabolik sendrom’ adını verdiği ve kalp hastalıklarının ilk basamağı sayılan bir hastalık, Ramazan ayı boyunca otomatik olarak bir tedavi sürecine girer. Vücuttaki kan yağları azalır. Böylece organların yağlanması engellenir. Kişinin yağ oranı düştüğü için oruç tutanlar şişmanlıktan korunur. Oruç tutmak mide hacmini azaltır. Mide her geçen gün daha küçülerek, erken doyma ve az yemeye alışabiliyor.

Oruç hormon dengemizi etkiliyor mu?
Oruç döneminde aç kalma sonucunda insülin seviyesi düşüyor, bu da bazı hormonların salgılanmasına neden oluyor. Kişiyi daha dinamik ve aktif halde tutan adrenalin, oruç tutarken daha çok salgılanır. Gulukagon adı verilen pankreastan salgılanan ve vücutta dinamizmi sağlayan hormon da bu sırada daha çok salgılanır. Kortizon salgılanması da yine aynı şekilde artış gösterir ve vücuttaki hücre fonksiyonlarının daha iyi yürümesine neden olur. Vücut adeta kendini bakıma alır, kullanılmayan hormonları kullanılır hale getirir. Karaciğer de, kanda düşen şekeri artırmak amacıyla depolamış olduğu glikojeni kullanarak dinamizmi sağlar. Bu da, psikolojik olarak büyük bir rahatlık verir.

Oruç tutarken bağışıklık sistemimizi nasıl korumalıyız?
Oruç tutarken zararlı gıdalardan ve sigara, alkol gibi zararlı içeceklerden uzak durulması bir avantaj. Aslında oruç, bağışıklık sistemini canlandırmak için bir fırsattır. Ramazan’da aşırı egzersiz ve stresten uzak durmak, uykuyu çok iyi almak ve yine vücudu çok yormamak için aşırı miktarda yememek gerekiyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için mutlaka sahura kalkmak gerekiyor. Sahura kalkarak, ertesi gün için bol su almak çok önemli. C vitaminini bol almak gerekir. Turunçgiller, portakal, limon ve soğan yemeklerde bol miktarda bulundurulmalı. Aşırı yağlı gıdalardan kaçınmak gerekiyor. Akşam ya da sahur yemeklerinde tatlı gıdalar birden alınmamalı. Çünkü bu ‘Reyaktif Hipoglisemi’ dediğimiz, yemeklerden birkaç saat sonra ortaya çıkan kan şekeri düşmesine neden olabilir. Kan şekeri düşmesi; halsizlik, yorgunluk yapabilir.

Oruç tutmaması gerekenler kimler?
Şeker hastaları, insülin ve hap kullananlar kesinlikle oruç tutmamalı. Diyet yaparak şekerini normal halde tutabilen, yaşlı olmayan ve başka bir hastalığı bulunmayan kişiler oruç tutabilir. Böbrek yetmezliği olanların bol su içmeleri gerektiği için, bu kişiler de oruç tutmamalı. Kalp yetmezliği olanlar, tansiyon hastaları, kanser hastaları veya yaşlı kişiler de oruç tutmamalı.

İftarda neler yemeli?
Sıvıyı bol almak çok önemlidir. Akşam ve sahurda mide aşırı şekilde doldurulmamalıdır. Karbonhidrat ve yağlardan mümkün olduğunca az alınmalı. Midenin üçte birini mutlaka su ile doldurmak, üçte birini gıda ile doldurmak üçte birini de boş bırakmak, özellikle Ramazan için çok önemlidir. İftarı önce su ile açıp, ardından da bir kâse çorba içilmeli. Bu sırada sofradan kalkıp, on dakika dolaşıp sonra tekrar yemeğe dönülmeli. Ardından yemek yenebilir ama yağsız bir yemek olması çok önemlidir. Karbonhidrattan ve yağdan fakir sebze yemeği tercih edilebilir. Ardından az miktarda tatlı yenebilir. Yemeği mümkün olduğunca uzatıp, yemek aralarında bol bol su içmek gerekir. En sonunda bir meyve yemek oldukça faydalıdır. Yemekten sonra sahura kadar sıvı gıdalar tercih edilmeli. Son yemek yatmadan üç saat önce yenmelidir. Sahurda ise, daha çok sıvı gıdalara yönelik beslenmek, çorba içmek önemlidir.

Oruç tutarken baş ağrısından nasıl kurtulabiliriz?
Bu durum yeni beslenme düzenine uyumla ilgilidir. Her günkü rutinin dışına çıkmak ilk günler sıkıntı yapabilir. Vücuttaki kan şekerinin düşmesi, suyun azalması, baş ağrılarına neden olabilir. Birkaç gün sonra vücut yeni düzenine alışır.

Hangi şikâyetler görülürse oruç tutma bırakılmalı?
Halsizlik, bulantı, kusma, baş dönmesi, denge bozukluğu görülürse, soğuk terleme, göğüs ağrısı, şiddetli baş ağrısı oluyorsa, böyle kişilerin oruç tutmamasında fayda var. Ayrıca, aşırı zayıf olan kişilere oruç önermiyoruz. Yaş olarak anatomik yaş önemlidir. 65 veya 70′in üzerinde olanlar oruç tutmamalıdır.

Kategoriler: Genel Tags:

Ağrı Kesicilerin Kullanımı

Cuma, 24 Haz 2011 admin yorum yok

Ağrı Kesicilerin Kullanımı

“Bir ağrı kesici alayım da başımın ağrısı geçsin”
“Bu ilacın tadı kötü, ben iğne olayım”
“Komşuda fazla ağrı kesici var mı acaba?”
“Ağrımın şiddeti biraz daha artsın da hapı öyle alayım”

Ağrı sorunu yaşayan kimselerden sıkça duymaya alıştığımız ve ilk bakışta sıradan gibi algılanan bu cümleler aslında büyük bir yanılgıya işaret ediyor. Ağrı kesicilerin bilinçsiz kullanımı ağrıyı dindirmediği gibi psikolojik anlamda etki etmekten öteye gidemiyor. Memorial Hastanesi Ağrı Kliniği’nden Uz. Dr. Mehmet Çelik “Ağrı kesicilerin doğru kullanımı” hakkında bilgi verdi.

Ağrı kesiciler en fazla tüketilen ilaç gruplarının başında geliyor

Kimi zaman sıradan bir diş ağrısı için kimi zamansa uzun süredir devam eden kronik ağrılarımız için çok eski yıllardan beri pek çok ağrı kesici ilaç alıyoruz. Bu ilaçların kullanımı çoğu kez hekim kontrolü olmadan kulaktan dolma bilgilerle eczaneden ilaç almak ya da konu komşunun artmış ilaçlarını kullanmak şeklinde gerçekleşiyor. Ancak son yıllarda tıbbın hızlı gelişimi ile birlikte ağrı kesiciler konusunda birçok geleneksel bilgi geride bırakılmış durumda. Bugün edindiğimiz bilgi birikiminin ve deneyimlerin ışığında yeni görüşlere ve yeni bir anlayışa sahip durumdayız. Bu doğrultuda Dünya Sağlık Örgütü tarafından ağrı kesici ilaç kulanımı ile ilgili çeşitli ilkeler geliştirilmiştir. Bu ilkelerin amacı, tüm dünyada ağrı kesici ilaç kullanımını belirli standartlara bağlamak ve ağrı hastalarının etkili ve yeterli ağrı tedavisine kavuşmalarını sağlarken ilaçların yan etkilerine maruz kalmalarını önlemektir.

Ağrı kesici ilaç kullanım ilkeleri:

* Ağrı kesici kullanımında öncelikli olarak tercih edilmesi gereken yol ağız yoludur
* Ağızdan ilaç kullanmak en ağrısız ve zahmetsiz yoldur. Bu nedenle mümkünse ağız yolundan kullanılan tablet ya da kapsüllerle ağrının kesilmesi yoluna gidilmelidir. Oysa özellikle bizim toplumumuzda ağız yolundan kullanılan ilaçlar küçümsenmekte ve halk arasında kısaca “iğne” olarak tabir edilen kas içi ya da damar içi ilaçların daha etkili olduğu inancı yer almaktadır. Bu nedenle yanlış bir inanış olarak “iğne yazan doktor iyi doktordur” kanaati yaygındır. Bugün ağızdan kullanılan pek çok ağrı kesici kas içi ya da damar içi kullanılan ilaçlardan çok daha etkilidir. Ağız yolu dışındaki ilaç uygulama yolları ise yutma zorluğu, kusma gibi ağızdan ilaç alımını engelleyen durumlar varsa kullanılır.
* Ağrı kesici ilaç seçimi bir basamak sistemi içinde olmalıdır
* Ağrı kesici ilaçlar etki güçlerine göre 3 gruba ayrılır. Hastanın bu basamakların hangisinden başlayacağına ağrının şiddetine göre karar verilir. Tedaviye başlandıktan sonra da hasta hekimi tarafından uygun aralıklarla yeniden değerlendirilmeli ve ilaçların etkileri, yan etkileri göz önüne alınarak ayarlamalar yapılmalıdır.

İlacın dozu kişiye göre değişir

Ağrı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “kişiye özgü hoş olmayan bir duyu” şeklinde tanımlanır. Ağrının bu kişiye özgü olması durumu tedavisinin de kişiye özgü olması zorunluluğunu doğurur. Bu nedenle her ağrı kesici için önerilen dozlar var olsa da bu dozlar kesin değildir.

* Ağrılı hasta hekimi tarafından düzenli aralıklarla değerlendirilerek etkin doz kişiye göre belirlenmelidir.
* Ağrı kesiciler ağrı geldikçe almak şeklinde kullanılmamalı, düzenli aralıklarla alınmalıdır.
* Ağrı kesici ilaçların ağrı ortaya çıktığında kullanılması sık yapılan hatalardan biridir. Oysa özellikle kronik ağrılarda bu düzen uygunsuzdur.
* Kronik ağrı hastaları o anda ağrının varlığına ya da yokluğuna aldırış etmeksizin düzenli aralıklarla ilaçlarını kullanmalıdır. Bu şekilde ilacın kan düzeyinin dalgalanma göstermesinin önüne geçilmiş olur ve tedavinin etkinliği artırılır.
* İlacın düzenli kullanılmasını ve kan düzeyinin sabit kalmasını önleyen bir diğer hata ise öğünlere göre ilaç kullanmaktır.
* Ağrı kesici ilaçlar sabah-öğlen-akşam gibi öğünlere bağımlı kalınarak kullanılmamalıdır. Çünkü öğün araları eşit değildir. Bunun yerine günlük ilaç dozuna göre belli saat aralıklarıyla ilaç kullanmak doğru olur.
* Ağrı kesiciler bu prensiplere uyularak kullanıldıklarında tüm kronik ağrıların yüzde 85’inde etkili ve yeterli olabilmektedirler.

Kategoriler: Genel Tags: